top of page
DEMODE SİYAH LOGO_edited.png

Neye Bakmıştın?

Boş arama ile bulunan sonuçlar

Ürünler (12)

Hepsini Görüntüle

Blog Yazıları (17)

  • hong kong kolaj serisi

    hong konga taşınalı 4 yıl oluyor. hala gezmediğim yerler, tatmadığım deneyimler var burada. artık ikinci evim olan bir yer olmasına rağmen insanlar bana “hong kong nasıl?” diye sorduklarında nasıl cevap vereceğimi bilemiyorum. o yüzden hong kong’u bir fotoğraf serisiyle anlatmaya çalıştım. farklı kolajlarda şehrin farklı yanlarını yansıtmaya çalıştım. herkesin bildiği ve şehri tanımlayan uzun binalar ve neon tabelaların yanı sıra ayrıca sahip olduğu doğa, plajlar, kültürel alanlar ve sokak sanatlarıyla. birçok yanı var hong kong’un ve hala tanıyabilmiş değilim hepsini.

  • Nilsu Gülbay: Merakı Bir Yönteme Çevirmek

    Nilsu Gülbay’ın çalışmalarıyla ilk karşılaşmam, lokal sanatçılarla yaptığım röportajlara uzun bir ara verdiğim bir dönemde gerçekleşti. Instagram hesabında paylaştığı 10x10 kare kâğıtların üzerindeki çizimler, yapıştırılanlar, dikilenler ve karalananlar, her gün formlarını değiştirerek farklı bir kolaj çalışması olarak ekranımda beliriyordu. 50’e olan geri sayımının, yanlış hatırlamıyorsam 21. gününde, kendimi Nilsu’nun DM kutusunda buldum. “Bayadır bir sanatçı bende bu kadar merak uyandırmamıştı. Söyleşi yapmak ister misin?” Nilsu’yu ortak arkadaşlardan tanısam da yaratıcı kimliği hakkında çok fazla bilgim yoktu. Bu öğrenme ihtiyacıma, söyleşi öncesi yaptığım araştırmalarda Nilsu’nun ne kadar çok işle aynı anda uğraştığını fark etmemle başka bir merak eklendi. Kendisini multidisipliner bir sanatçı ve grafik tasarımcı olarak tanımlayan Nilsu, Bilkent Üniversitesi Grafik Tasarım Bölümü’nde 4. sınıfta okuyor ve bitirme projesi Catcall üzerinde çalışıyor. Kadınlarla yapılan röportajları kolajdan oluşan bir kitapta bir araya getiren bu proje, sözlerin ve yaşantıların kamusal alanı kadınların gözünden nasıl dönüştürdüğünü araştırıyor; duyulmayanları görünür kılmayı amaçlıyor. Akademik uğraşlarının dışında Sofar’da sosyal medya içerik üreticisi, Cross Ink’te ise dövme sanatçısı olarak çalışıyor. Bir şekilde kişisel projelerine de vakit ayırabiliyor. Nilsu Gülbay, Personal Identity Projesi, 2025 Bilkent’te okuduysanız ya da okumuş birini tanıyorsanız, sadece bölümü götürmenin ne kadar tüketici (fiziksel, ruhsal, genel) bir süreç olduğunu bilirsiniz. Bir de bunun üzerine insanın keyif aldığı işlere, projelere ve kendi meraklarına hayatında yer açabilmesi… Bunun “nasıl”ını öğrenmek istiyordum. Belki de bana merak uyandıran ve beni heyecanlandıran çalışma fikirlerinin beynimde yavaş yavaş kurumasına izin verdiğim bir dönemde olduğum için, o noktadan sonra aklımda tek bir soru belirdi: Nasıl her şeye vakit, enerji ve motivasyon bulabiliyorsun? Kendine Ait Bir Yer Bulmak Nilsu’nun yaratım sürecinin izleri, çocukluğunda biriktirdiği kâğıt parçalarını, yaprakları ve objeleri defterine yapıştırmaktan keyif almasına kadar gidiyor. Ama bu ilginin bugünkü hâline yaklaşması, üniversitede Uluslararası İlişkiler bölümünden Grafik Tasarım bölümüne geçişiyle yoğunlaşmış. “Açıkçası üniversitenin ilk başlarında biraz kendimi kayıp hissettim. Bir yandan da sürekli aklımda ‘Acaba tasarım yapsam nasıl olur?’ gibi düşünceler vardı.” Tasarımcı olabilmek için çizim yapabilmesi gerektiğini düşünerek resim kurslarına katılmış. Bölüme geçince ise çiziminin yalnızca teknik bir beceri değil, bir iletişim aracı olarak kendini var ettiğini fark etmiş. Kavramsal düşünmek, hikâye anlatmak, elindeki materyallerle kompozisyon kurmak, kâğıttan heykeller yapmak ve defterlerinde kolajlar oluşturmak zaten hayatında var olan yaratıcı pratiklermiş. Grafik tasarım eğitimi, ona bu üretimlerin içindeki kararları ve tasarım elementlerini daha bilinçli görme alanı açmış. Aynı zamanda, yaratıcı bölümlerin çoğunda hissedilen o akademik dünya ile gerçek hayat arasındaki geniş köprüyü de erken fark etmiş: “Bir yandan temel tasarım dersinde tasarım temellerini öğreniyoruz, bir yandan da iş hayatına bakınca senden her şeyi yapmanı bekliyorlar. Web tasarımından videoya kadar çok yönlü bireyler bekleniyor.” Ve devam ediyor: “Ben de bunların arasında kendime uygun bir yer nasıl bulabilirim diye düşündüm.” İçgüdüsünü dinleyerek geçtiği bu bölümde, kendine ait bir alan bulma arayışı Nilsu’yu çocukluğuna geri götürmüş. Neyin değerli, başarılı ya da mantıklı olduğunu bize dayatan seslerden önceki zamana. Bir şeyi sırf keyif aldığın için yaptığın, o çocuksu merak ve dertsizlik dönemine. “Çocukken bullet journal yaptığım dönemim bana bir şey hatırlattı. Evet ya, ben kâğıtlarla çalışmayı seviyorum. Bir şeyler seçmeyi, koparmayı, kesmeyi ve onları birleştirmeyi seviyorum.” Bu hatırlamayla beraber, Nilsu’nun çalışmaları analog üretimlere kaymaya başlamış. “Çizim yapmak yerine bir konuyla alakalı konsept düşünüp, araştırmalar yapıp, onların üzerinde üretime girme eğilimindeyim. Bunun üzerinden kendimi besleyince verim aldığımı düşünüyorum.” Bunun üzerine odasının ne kadar eşyalarla, kâğıtlarla, kalemlerle ve yıllardır topladığı materyallerle dolu olduğu üzerine konuştuk. İlham kaynaklarını ve nereden beslendiğini anlatınca, bu doluluk da bir mantığa oturdu. “İnternet arşivlerinde gezmeyi seviyorum ve eski röportajları okumayı.” Eski illüstrasyon kitaplarının olduğu arşivlerden bahsediyor Nilsu. Orada kullanılan ornamental tasarımları incelediğini ve onları “belleğine attığını” söylüyor. Farklı sanatçıların aynı şeyleri nasıl yaptığını araştırmayı, diğer kolaj tasarımcılarının yaratım süreçlerini öğrenmeyi ve uğraştığı medyuma hâkim olmayı seviyor. Bir diğer beslenme kaynağı ise gezileri. Nilsu Gülbay, Morocco, 2026 “Ankara bana yaratmam için gereken konfor alanını sunuyor. Bulunduğum alanın enerjisi, insanların yaklaşım biçimleri ve iletişim şekilleri bana güven veriyor. Ama yeterli değil. O yüzden çok geziyorum. Başka türlü beslenmem lazım ve bunun dijital olmaması gerekiyor gibi geliyor.” Nilsu’nun gezileri yalnızca zihnindeki bellekte kalmıyor; kısa deneysel film ya da vlog formatında sosyal medya hesaplarında da kendine yer buluyor. Arşivlerden beslenirken, bir yandan da başkalarının beslenebileceği bir arşivi kendi oluşturuyor. Okul projesi olarak hazırladığı Vincent: The Taxi Driver isimli karışık medya animasyon çalışmasından bahsederken, Nilsu’nun arşiv ve hafıza ilgisinin iç yüzünü daha iyi kavrayabiliyoruz. Nilsu Gülbay, Vincent: The Taxi Driver, 2026 Başta AI bazlı bir çizgi roman olarak verilen ders projesinde, ne yapay zekâ kullanmak ne de çizgi roman oluşturmak isteyen Nilsu, ödevi kendi yaratıcı kimliğiyle hizalanan bir konsept çalışmaya dönüştürmüş. Çalışma, New York’ta sıradan bir taksi şoförü olan Vincent’ın taksisinde bir yabancıyla karşılaşmasını ve bu yabancının aslında kendi eski hâli olduğunu fark etmesini konu alıyor. “Bir şeyleri hatırlamak gibi konular zaten projelerimde en baskın işlediğim temalar. Hatırlamaktan kastığım, bir şeyleri unutmak istememek. Ve bunu çözebilmek için bir şeyler üretmek.” Hatırlamak, unutmamak, hafıza ve anı gibi kavramlar Nilsu’nun birçok çalışmasında kendini gösteriyor. Bunlardan biri de yine görsel markalaşma üzerine bir okul projesi kapsamında yarattığı ürün ve onun reklam filmi: Oblivion. Nilsu’nun yarattığı marka Oblivion, anı arşivi olarak kullanılabilecek bir ürün üretiyor. Kullanıcının istediği anıları kaydeden ve kişinin bunları tekrar yaşamasına olanak sağlayan bu teknoloji, ilk başta bir Black Mirror bölümünden çıkmış gibi duyulsa da Nilsu’nun konuya yaklaşımı sayesinde başka bir yere yaklaşıyor: çocukken anneannenin yazlığında geçirdiğin, ağustos böceklerinin hiç susmadığı, karpuz kokulu sıcak yaz akşamlarının enerjisine. Nilsu Gürbay, Oblivion, 2026 “Geçmiş-gelecek paradoksu oluşturmak istedim. Çünkü hem gelecekteki benim şu anki bana faydası yok, hem de geçmişteki benim. Aslında onlar birbirinden beslenen şeyler değil. Onlar oluşuyor ve süreç içinde sadece onları gözlemleyebiliyorsun.” Bunu ilk başta mantığıma oturtamadım. Nasıl faydası olmayabilir? Birbirlerinden etkilenmiyorlar mı? Geçmişte aldığımız kararlar, yaşadığımız deneyimler şu anki bizi oluşturmuyor mu? Bağlantılı bir şekilde, şu an yaşadıklarımız da gelecekteki hâlimizi kurmuyor mu? “Tabii ki geçmişteki benim şu anki kararlarıma etkisi var,” diye devam ediyor Nilsu. “Ama onun üzerinden karar vermenin bir faydası yok diye düşünüyorum.” Sonrasında yaptığı açıklamada, bir süredir kendimde de gözlemlediğim ve anlamaya çalıştığım bir probleme değiniyor: “Gelecek hakkında çok obsesif olduğumu fark ettiğimde düşündüğüm şey şu oluyor: Gelecek olacak diye düşündüğüm bir şey var, ama şu an olan da var. Şu an yaşıyorum ben. Gelecekteki zaten oluşacak, geçmişteki de oluştu. Şu an oluşmakta olana odaklanmak. Onu gözlemlemek.” O anki “Nilsu”yu, o anki “Zeynep”i yaşatmak ve deneyimlemek yerine, ulaşılamaz bir “ben” idealinin peşinden koşmak sadece bu kuşağa özel mi bilmiyorum. Ama çok sık kendini var eden bir durum olduğu kesin. İşin ironik tarafı, bu ideal benlerin çoğu zaman kişilerin kendi arzularından, hayallerinden ve hedeflerinden değil; sosyal medya, aile ve normlar tarafından dayatılan başarı, güzellik ve yeterlilik algılarından oluşması. “Gelecekteki ben idealist bir ben olmalıymış ve mükemmel olmalıymış hissiyatına girince de çok geriliyorum,” diyor Nilsu. “Çünkü ben hiçbir zaman öyle olmadım.” O bize ait olmayan idealin peşinden koşarken, olduğumuz yerin tadını çıkarmıyoruz. “Focus on the journey, not the destination” gibi Pinterest cümleleriyle sürekli duyduğumuz basit bir mantık bu belki. Ama insan unutuyor. Heyecan duyduğun için hedeflediğin bir amaç ile kafanda yarattığın ideal benin “olması gerektiğine” inandığın için kovaladığın bir hedef arasındaki fark, bu meşgul dünyanın sesleri arasında kolayca bulanıklaşabiliyor. Burada belirginleşen şey, Nilsu’nun yaratıcı kimliğinin hazır bir yere yerleşmekten çok, kendi çalışma biçimini zamanla tanıyarak kurulması. Başta kayıp hissettiği yerden, neyi sevdiğini, neyle düşünebildiğini ve hangi ritimde üretebildiğini fark ettiği bir alana doğru ilerliyor. Bu yüzden onun pratiği, dışarıdan bakıldığında çok yönlü ve dağınık görünebilecek birçok uğraşı aslında oldukça kişisel bir hatta topluyor: kendine ait olanı bulmak, onu acele etmeden izlemek ve değişmesine izin vermek. Bir Şeyle Her Gün Vakit Geçirmek “Bu yaptığın kare kolajlar nasıl başladı?” diye soruyorum. Nilsu’yla iletişime geçmemi sağlayan bu çalışmayı daha iyi anlamak istiyorum. “YKS’ye hazırlanırken 10x10 kâğıtlardan yaklaşık 200 tane yaptırmıştım. Flashcard yapmak için.” Üniversiteye geçmesine rağmen kâğıtları atmıyor. Odasında, bir gün yeniden amaçlanacak bir yığın kâğıt parçası ve materyalle beraber duruyorlar. Sonra bir gün düşünüyor: “Burada bayağı kâğıt var ve benim de o kadar günüm var. Her gün bir kolaj yapsam nasıl olur?” Tamamen kendi kendine icat ettiği bir konsept olarak başlayan bu yaratıcı pratiği, ilk başta sabahları yapmaya başlamış. “Sabahları ilk olarak o kolajları yapmak o kadar iyi geldi ki. İşlere veya güne tam başlamadan yaratıcı bir eylemde bulunmak o kadar iyi geliyor ki.” Nilsu’nun bu yaratıcı pratiği bana Julia Cameron’ın Sanatçı’nın Yolu kitabındaki sabah sayfalarını hatırlattı. Bilmeyenler için sabah sayfaları, uyanır uyanmaz el yazısıyla, filtresiz ve akışına bırakarak yazılan üç sayfalık günlük tutma tekniği. Benim de sabah sayfalarını denediğim bir dönem olmuştu. Sabah uyanır uyanmaz, küçük bir çocuğun annesine gününü anlatmasındaki heyecana benzeyen bir aceleyle aklıma üşüşen düşüncelerin kâğıtta yer edinmesinin verdiği rahatlığı çok sevmiştim. Ama bir noktadan sonra bu rahatlığın yerini görev bilinci, yazamadığım günlerde de suçluluk duygusu almıştı. Sonrasında bıraktım. Nilsu da Sanatçı’nın Yolu kitabını okuduğunu ama bu yöntemi birebir uygulamak yerine aynı etkiyi yaratacak başka bir aktiviteye dönüştürerek kendine göre uyarladığını söylüyor. “Yöntemi kendine göre değiştirmedikçe zaten bir şeyin sürekliliğini sağlayamazsın.” Belki de karelerde bu sürekliliği sağlayabilmesinin sebebi bu. Bir yandan, sabah kolaj yaparken verdiği tasarım kararlarının gün içinde tekrar ortaya çıktığını, tasarım sürecini kolaylaştırdığını ve Sofar’daki işlerini hızlandırdığını anlatıyor. “Yetenek, kümülatif bir şekilde gelişen bir şey. İlk yaptığım kareyle 44. kare aynı değil.” Sürekliliğin unutulmuş bir değeri var. Özellikle bugünün hız ve tüketim çağında, herkes hızlı sonuçlu başarılar ararken; sosyal medyada “en hızlı nasıl para kazanırsın”, “nasıl daha çok görüntülenme alırsın”, “spor ve sağlıkta en hızlı sonucu nasıl görürsün” gibi içerikler keşfet sayfalarını doldururken, düzenli ve yavaş sürecin büyüsünü unutuyoruz. İyi şeylerin vakit aldığını ve o vakit geçerken yolun içinde de başka iyilikler biriktiğini de. Nilsu’nun dövme yapmaya başlaması ve şu an Cross Ink’te dövme sanatçısı olarak çalışıyor olması da bu sürekliliğin ne tür kapılar açabileceğine iyi bir örnek. Dövme yapmaya başlamasının dördüncü yılında olan Nilsu’nun bu yaratıcı serüveni, üniversite ikinci sınıfta yurtta kalan bir arkadaşının poke dövme yaptığını görmesi ve “A, neler yapıyorsun?” diye sormasıyla başlamış. Arkadaşı bu sorunun üzerine bir kâğıt çıkarmış, her şeyi detaylıca anlatmış. İğneleri göstermiş, mürekkepleri tanıtmış. Sonrasında Nilsu, ondan aldığı iğnelerle kendine poke dövme yapmaya başlamış. Bir dönem başka bir arkadaşının evine poke dövme için müşteri almaya ve kendi kitlesini yavaş yavaş oluşturmaya başlamış. O noktada belli endişeleri de olmuş. “Bobinli bir makine aldım. Çok yatırım yapmak istemiyordum çünkü korkuyordum. Ya çok para harcarsam ve boşuna giderse diye.” Bir süre sonra dövme stüdyolarını tek tek gezip iş aradığını, ama olumlu sonuç alamadığını anlatıyor. Bu süreçte sürekli ret ile karşılaşmasına rağmen neden devam ettiğini merak ediyorum. “Ben aşırı hırslı bir insanım,” diye cevaplıyor. “Bir şeye başlayınca bırakmak istemiyorum. Hatta çevrenin verdiği cesaret kırıcı şeyler beni daha çok itiyor o işi yapmaya.” Dövme yapmaya devam ediyor Nilsu. Cross Ink’ten “Doluyuz” cevabı almasının tam bir yıl sonrasında gidip tekrar sorduğunda ise… Şu an gidip dövmelenebiliyorsunuz kısacası :) “Genellikle hayatımda farklı dönüm noktaları oluyor ve beklemediğim anlarda karşıma çıkan fırsatları iyi değerlendirdiğimi düşünüyorum.” Cross Ink’e girdiğinde, yazının her gün orada geçtiğini söylüyor. “Bir şeyin içine girmek için zaten her gün onunla vakit geçirmen lazım.” Nilsu’nun üretimlerinde tekrar eden hareket bu: önce merak etmek, sonra denemek, sonra korkuya, reddedilmeye ya da aksayan günlere rağmen tamamen kopmamak. Zamanla pratik, dışarıdan ulaşılacak bir hedef olmaktan çıkıp insanın içinde hareket etmeyi öğrendiği bir alana dönüşüyor. Nilsu’nun “her gün onunla vakit geçirmek” dediği şey de belki tam olarak bu. Gizli Formül? “Tam zamanlı grafik tasarım öğrencisisin, bir yandan Sofar ve Cross Ink’te çalışıyorsun ve hâlâ kendi yaratıcı projelerinle uğraşabiliyorsun. Bunların hepsine nasıl zaman ve enerji ayırabiliyorsun?” diye soruyorum. Dürüst olmak gerekirse, öyle bir cevap bekliyordum ki hayata bakışımı tamamen değiştirsin. Beni bir süredir ertelediğim işlerin başına oturtsun; sürekli ürettirsin, yarattırsın, araştırtsın. Limitless filmindeki uyuşturucuyu düşünün, ama fiziksel bir formda değil. Sanki herkesin bildiği ama bana söylenmeyen bir gerçek varmış ve Nilsu’nun cevabı bu saklı gerçeği ortaya çıkaracakmış gibi bir umutla sormuştum aslında bu soruyu. Evet, bunları yazarken beklentimin ne kadar gerçek dışı olduğunun farkındayım. Ama daha önce bahsettiğim hız kültürünün içinden biri olarak, çabuk ve acısız bir sonuç istiyordum. “Meşguliyeti çok seven bir insanım ve bu meşguliyetleri biraz da kendim oluşturuyorum,” diye cevaplamaya başlıyor Nilsu. Kafamda bir liste oluşturduğumu fark ediyorum. Bir: Kendini meşgul tut. “En büyük şeylerden biri, bir şeye başlarken veya yaparken kendimi yargılamamaya çalışıyorum. Çünkü yargılarsam başlayamıyorum.” İki: Kendini yargılama. “Çocuksu merak dediğimiz şeyi içselleştirmeye çalışıyorum. ‘Bunu yaparsam ne olur? Bunu böyle yapsam neler olur? Bunu her gün yapsam nasıl bir sonuca ulaşırım?’” Üç: Çocuksu merakı içselleştir. Aslında biraz yaşamı dikte etmek ve sonuçları kontrol etmeye çalışmak yerine, olmasına izin vermek gibi. Önceden varsayımlarda bulunup daha bir şeyleri deneyimlemeden yargıya varmak yerine, süreci gözlemleyerek ilerlemek. “Mesela her gün yaptığım kolajlar da buna benzerdi,” diye devam ediyor Nilsu. “Kolaj da klişeleşti, herkes yapıyor gibi geliyor ama ben biraz daha kafamda eğlenceli hâle getirmeye çalışıyorum. Hepsini o şekilde halledebileceğimi düşünüyorum. Ama bazen de bu kadar yaratıcı işin içinde çok hızlı bir şekilde burnout’a gidebiliyorum. Biraz onun dengesini bulmak da lazım.” Dört: Dengeyi bul. “Hâlâ zorlanıyorum bu arada,” diye ekliyor Nilsu. Dengeyi sağlamak için belli ritüelleri olduğunu ve bu sayede kafasını boşaltabildiğini anlatıyor. “The Vampire Diaries izlemek mesela. Ya da bizim evin bahçesine inip örgü örmeyi seviyorum. Ya da The Vampire Diaries izlerken örgü örmek.” Beş: The Vampire Diaries izlemek? “Sen de izliyor musun?” diye soruyor Nilsu bana. Bu noktadan sonra söyleşi kısa bir kesintiye uğruyor, çünkü hararetli bir şekilde The Vampire Diaries dedikodusu yapıyoruz. Söyleşinin hâlâ devam ettiğini hatırladıktan sonra soruyorum: “Burnout’un önüne nasıl geçebiliyorsun?” “Stres atmamı sağlayacak şeyler yapıyorum. Mesela düzenli spora gidiyorum. Çalışırken birdenbire kalkıp yemek yapmaya başlıyorum. Odamda bir şeylerin yerini değiştiriyorum.” “Aslında dikkatimi bir şeye topluyorum, sonra başka bir şeye yönlendiriyorum. Sürekli dağıtıp topluyorum gibi.” Beş (revize): Kafa boşaltan ve stres attıran ritüeller edin. Son olarak, bu kadar işi yapıp tamamen tükenmemesinin belki de en önemli sebebini söylüyor: “İçlerinden birini gerçekten seviyor olmam.” Sanırım beklediğim cevap, beni bir anda daha disiplinli, daha üretken, daha organize bir insana dönüştürecek gizli bir formüldü. Ama Nilsu’nun anlattıkları bunun tam tersine, daha az sert ve daha yaşanabilir bir yere çıktı. Bir şeyi yapabilmek için önce kendini yargılamadan başlayabilmek, merakı sonuçtan önceye koyabilmek, dağıldığında yeniden toparlanacak kendi ritüellerini tanıyabilmek ve bütün bunların arasında gerçekten sevdiğin şeye tekrar dönebilmek. Nilsu’nun “nasıl hepsini yapıyorsun?” sorusuna verdiği cevap, aslında hepsini kontrol etmekten çok, hepsinin içinde kendine nefes alacak bir alan açabilmek gibi duruyor. Kapanış Nilsu ile bu söyleşimizin üzerinden dört ay geçti. Onun hikâyesi ve hayata yaklaşımı hakkında konuşmanın beni bu kadar etkileyeceğini açıkçası tahmin etmiyordum. Söyleşiye başlarken aklımda daha pratik bir beklenti vardı: O dönem “çözülmesi gereken problemler” gibi gördüğüm üretmekte zorlanma, vakit bulamama, motivasyon kaybı ve mükemmeliyetçilik hâllerine bir cevap bulmak. Niyetim de benim zorlandığım yerde duran başka insanlarla bu cevabı paylaşmaktı. Ama Nilsu’nun anlattıkları bana net bir çözümden çok, başka bir bakış ihtimali verdi. Yaratıcı blok, başlayamamak, süreklilik sağlayamamak ya da yeterince iyi yapamama korkusu; hepsi birer problem olmaktan biraz uzaklaşıp üzerine merakla gidilebilecek alanlara dönüşmeye başladı. “Problem: Üretememek” düşüncesi yerini başka sorulara bıraktı: Acaba istediğim sıklıkta yaratabilmem için yöntemi nasıl kendime göre değiştirebilirim? Tekrar sabah sayfalarına başlasam bu yaratım sürecimi nasıl etkiler? Dinlenme saatimde TikTok izlemek yerine sahil kenarında yürüyüşe çıksam, uğraştığım işe yaklaşımım değişir mi? Sanırım Nilsu’nun bahsettiği çocuksu merak tam da burada devreye girdi. Fark etmeden, ben de problemleri çözülmesi gereken sabit şeyler gibi değil, denenebilecek ihtimaller gibi görmeye başladım. Bilinçaltımız bazı konuşmaları biz fark etmeden alıyor, saklıyor ve zamanla başka bir yerde yeniden karşımıza çıkarıyor galiba. Söyleşiden sonraki süreçte Nilsu ile karşılaşmalarımız ve konuşmalarımız da bu düşünceyi güçlendirdi. Anlama, anlamlandırma, üretme ve yeniden deneme hâlinin hiçbir zaman tamamlanmış bir yere varmadığını; sürekli değişen, genişleyen ve bazen sadece içinde kalınması gereken bir süreç olduğunu hatırlattı. Bu yüzden söyleşinin başındaki soru artık bana biraz farklı geliyor. Mesele yalnızca “Nasıl her şeye vakit ve enerji bulabiliyorsun?” değil. Belki daha çok şu: “Bütün bunları nasıl keyifli, sürdürülebilir ve sana ait kılabiliyorsun?” Nilsu’nun pratiğinin en güçlü tarafı da burada duruyor; üretimi ulaşılması gereken bir performans gibi değil, her gün yeniden denenebilen bir alan gibi kurmasında. Geriye de bazen sadece o alanın içine girmek, biraz merak etmek ve sürecin kendisini fazla sıkmadan izlemek kalıyor. NOT: Lokal sanatçılarla bu söyleşileri yapmamın ve paylaşmamın en büyük amacı, beyaz küp sanat anlayışının dışında, kariyerlerinin henüz başında olan ve bize daha yakın duran insanların üretimlerine nasıl yaklaştığını daha yakından anlayabilmek. Ne tür problemlerle karşılaşıyorlar, bunlarla nasıl baş ediyorlar, hangi değerler ve inançlar etrafında üretmeye devam ediyorlar? Bu konuşmaların bir conversation spark yaratmasını; bana ilham ve motivasyon olduğu gibi sana, okura da bir yerden temas etmesini umuyorum. <3 Daha Fazla Nilsu: Kişisel IG: @organicello Dövme IG: @ar4mtt Portfolio: https://nilsugulbaydesign.myportfolio.com/work

  • FANZİN01: DİLEMEK

    dilemek(eylem): (01) bir şeyin yerine getirilmesi isteğinde bulunmak, yapılmasını istemek. (02) biri için dilekte bulunmak. (3) kendi düşünce, görüş ve isteğini yapmak. sanatçılar(sırasıyla): aras bayraktar - diledim deniz koçak - yeni yıl. yeni ben. ege safi - god soup (being 2) selin öztürk - diliyorum ki mert eren toptaş - undismorphia zeynep timur - dil???lendirmek

Hepsini Görüntüle

Diğer Sayfalar (11)

  • İletişim | DEMODE

    Bize Ulaşın!! Ad Soyad* Email* Mesaj* Telefon Gönder Bize Ulaşın!! Ad Soyad* Email* Mesaj* Telefon Gönder Haber Bültenimize Abone Olun! Yeni içerikler, özel etkinlikler ve ‘Bu Hafta Ne Kaçırdın?’ özetleri doğrudan mail kutunda. İlk sen öğren, yaratıcı dünyaya bir adım önde katıl! Email* Evet, abone olmak istiyorum! Submit Haber Bültenimize Abone Olun! Yeni içerikler, özel etkinlikler ve ‘Bu Hafta Ne Kaçırdın?’ özetleri doğrudan mail kutunda. İlk sen öğren, yaratıcı dünyaya bir adım önde katıl! Email* Evet, abone olmak istiyorum! Submit

  • E02 Kayıt Formu | DEMODE

    Benimle Çıkar Mısın? Etkinliği Kayıt Formu DEMODE Hakkında DEMODE, genç yaratıcıların fikirlerini özgürce paylaşabildiği, düşünmeyi ve birlikte üretmeyi merkeze alan kolektif bir ifade alanıdır. Hızlı, yüzeysel ve tekrar eden içeriklere karşı; zamana yayılan, tartışmaya alan açan ve birlikte düşünerek şekillenen üretim biçimlerini önemsiyoruz. Dijital bir platform olarak başlayan DEMODE, bu atölyeyle birlikte ilk kez fiziksel bir buluşma ve kolektif üretim alanı açıyor. “Kim Olduğunu Sanıyorsun Sen?” atölyesi, DEMODE’nin sadece içerik üreten değil; bir araya gelen, düşünen ve birlikte üreten bir topluluk olma isteğinin ilk fiziksel adımı. ETKİNLİK HAKKINDA “Benimle Çıkar Mısın?”, ilişkilenme biçimlerini yalnızca bireyler arası deneyimler üzerinden değil; bu deneyimleri şekillendiren sosyal, kültürel ve dijital yapılar içinde ele alan bir tartışma ve kolektif üretim atölyesidir. Bu atölye, sevginin bir duygu olmanın ötesinde bir pratik, bir niyet ve bir eylem olduğu fikrinden hareketle, katılımcıların nasıl ilişkilendiklerini, bu ilişkilenme biçimlerinin hangi koşullar altında üretildiğini ve bu süreçte nasıl konumlandıklarını görünür kılmayı amaçlar. Bireysel anlatılar, bu bağlamda daha geniş bir ilişkiler ağı içinde yeniden düşünülür ve ilişkilenme, kişisel bir tercih olmaktan çok, çeşitli sistemler ve beklentiler içinde kurulan bir pratik olarak ele alınır. Atölye, iki gün süren bir süreç olarak kurgulanmıştır. İlk gün, katılımcılar kendi ilişkilenme biçimlerini bağlanma stilleri, toplumsal roller, queer ilişki pratikleri ve dijital kültür üzerinden birlikte tartışır ve sorgular; bu süreç, katılımcıların hem kendilerini hem de birbirlerini tanıyabilecekleri bir paylaşım zemini oluşturur. Günün sonunda ise foto transfer tekniğiyle üretim süreci başlatılır. İkinci gün, bir önceki günün izlerini taşıyan ve kuruyan yüzeyler üzerinden üretime devam edilir; katılımcılar, mevcut katmanlara müdahale ederek kolektif işi derinleştirir. Bu süreç, ilişkilenmenin süreklilik, kesinti ve yeniden kurulum üzerinden nasıl şekillendiğini deneyimsel bir biçimde açığa çıkarır. Bu atölye bir ders, seminer ya da terapi alanı değildir. Katılımcılardan yalnızca paylaşmaya açık olmaları ve birlikte üretmeye istekli olmaları beklenir. Süreç boyunca bireysel sahiplik geri çekilir; üretim, farklı müdahalelerle katmanlanan ve çoğullaşan bir yapıya dönüşür. Atölye sonunda ortaya çıkan kolektif iş, günümüz ilişkilenme biçimlerinin parçalı, çelişkili ve katmanlı yapısını görünür kılan bir üretim olarak ele alınır ve 37/B Sanat Yeri’nde bir hafta boyunca sergilenir. Bu üretim aynı zamanda, 37/B’de gerçekleşen üç etkinliklik serinin ikinci katmanını oluşturarak Haziran ayında bir araya gelecek serginin parçası olur. ETKİNLİK BİLGİLERİ Tarih: 18 Nisan 2026: 14.00–18.30 ve 19 Nisan 2026: 15.00–18.00 Mekan: 37/B Sanat Yeri, Ankara Kontenjan: 15 kişi Katılım: Ücretsizdir KİMLER KATILABİLİR? Bu atölye; ilişkilenme, yakınlık, mesafe, bağlanma ve kolektif üretim konularına ilgi duyan, düşünmeye ve birlikte üretmeye açık herkese yöneliktir. Belirli bir disiplin ya da teknik bilgi beklenmez. Görsel üretim deneyimi şart değildir; sürece dahil olma ve birlikte üretme isteği yeterlidir. Ad* Soyad* E-posta* Telefon* Kendini bir kaç cümle ile tanıtır mısın?* (Şu an neyle uğraştığın, hayatının hangi döneminde olduğun gibi.) Bu atölyeye başvurmak istemenin ana sebebi ne?* (Seni buraya getiren motivasyonu merak ediyoruz.) Eklemek istediğin bir şey var mı? (Burada bize söylemek istediğin, önemli bulduğun herhangi bir şey olabilir.) Etkinliğin,* iki gününe de katılabiliyorum. sadece cumartesi gününe katılabiliyorum. Dikkat etmemiz gereken bir beslenme tercihin ya da alerjin var mı? Etkinlik sırasında küçük atıştırmalıklar ve içecekler olacaktır. Atölye süresince fotoğraf ve video çekimi yapılacaktır. Bu kayıtların, DEMODE’nin sosyal medya hesapları ve iletişim materyallerinde kullanılmasına onay veriyorum.* Evet, onaylıyorum Hayır, onaylamıyorum Not: Paylaşımlar, etkinliğin belgeleme ve tanıtım amacıyla kullanılacaktır. Bu etkinliği nereden duydun?* Instagram Arkadaş/tanıdık 37B Diğer Gönder

  • Hakkımızda | DEMODE

    Biz Kimiz? Demode, Türkiye’deki sanatçı, tasarımcı ve yaratıcı gençler için bir paylaşım ve buluşma noktasıdır. Ancak kendimizi sadece bir platform olarak değil, yaratıcılığı cesaretle kucaklayan, özgünlüğü destekleyen ve birlikte şekillendirip inşa edebileceğimiz bir zemin olarak görüyoruz. Her bireyin kendi ifadesini özgürce yansıtabileceği, sınırları belirlenmemiş güvenli bir alan yaratmayı hedefliyoruz. Neden Varız? Yüzeysel ve hız odaklı içeriklerle dolu bir dünyada, yaratıcılığı yeniden derinleştirmek ve anlam kazandırmak için buradayız. Duyguların, düşüncelerin ve empati kurmanın yaratıcı süreçteki önemini vurguluyoruz. Aynı zamanda, bireyselleşmenin arttığı bu çağda, birbirini destekleyen bir topluluğun gücüne inanıyoruz. Hissetmek, düşünmek ve yaratmak için bir nefes alma alanı sunmak; beraber oluşturacağımız bir topluluk için zemin yaratmak için varız. Ne Yapıyoruz? Demode, yaratıcı bireylerin seslerini duyurmalarını ve kendilerini özgürce ifade etmelerini destekler. Trendlerden bağımsız, içten ve özgün üretimlerin merkeziyiz. Forumlarımızla fikirlerin buluştuğu, içeriklerimizle yaratıcı ifadelerin okurlar ve üreticiler arasında bağ kurduğu bir köprü oluşturuyoruz. Bireysel yaratıcılığı toplumsal bir dönüşüme bağlayan , ilham veren bir ekosistem olmayı amaçlıyoruz. Biz Kimiz? Demode, Türkiye’deki sanatçı, tasarımcı ve yaratıcı gençler için bir paylaşım ve buluşma noktasıdır. Ancak kendimizi sadece bir platform olarak değil, yaratıcılığı cesaretle kucaklayan, özgünlüğü destekleyen ve birlikte şekillendirip inşa edebileceğimiz bir zemin olarak görüyoruz. Her bireyin kendi ifadesini özgürce yansıtabileceği, sınırları belirlenmemiş güvenli bir alan yaratmayı hedefliyoruz. Neden Varız? Yüzeysel ve hız odaklı içeriklerle dolu bir dünyada, yaratıcılığı yeniden derinleştirmek ve anlam kazandırmak için buradayız. Duyguların, düşüncelerin ve empati kurmanın yaratıcı süreçteki önemini vurguluyoruz. Aynı zamanda, bireyselleşmenin arttığı bu çağda, birbirini destekleyen bir topluluğun gücüne inanıyoruz. Hissetmek, düşünmek ve yaratmak için bir nefes alma alanı sunmak; beraber oluşturacağımız bir topluluk için zemin yaratmak için varız. Ne Yapıyoruz? Demode, yaratıcı bireylerin seslerini duyurmalarını ve kendilerini özgürce ifade etmelerini destekler. Trendlerden bağımsız, içten ve özgün üretimlerin merkeziyiz. Forumlarımızla fikirlerin buluştuğu, içeriklerimizle yaratıcı ifadelerin okurlar ve üreticiler arasında bağ kurduğu bir köprü oluşturuyoruz. Bireysel yaratıcılığı toplumsal bir dönüşüme bağlayan , ilham veren bir ekosistem olmayı amaçlıyoruz. DEMODE TAKIMI Biz Kimiz? Demode, Türkiye’deki sanatçı, tasarımcı ve yaratıcı gençler için bir paylaşım ve buluşma noktasıdır. Ancak kendimizi sadece bir platform olarak değil, yaratıcılığı cesaretle kucaklayan, özgünlüğü destekleyen ve birlikte şekillendirip inşa edebileceğimiz bir zemin olarak görüyoruz. Her bireyin kendi ifadesini özgürce yansıtabileceği, sınırları belirlenmemiş güvenli bir alan yaratmayı hedefliyoruz. Neden Varız? Yüzeysel ve hız odaklı içeriklerin dünyasında, yaratıcılığı derinleştirmek ve anlam kazandırmak için buradayız. Duyguların, düşüncelerin ve empati kurmanın önemini vurguluyoruz. Bireyselleşen bu çağda, destekleyici bir topluluğun gücüne inanıyoruz. Hissetmek, düşünmek ve yaratmak için bir nefes alma alanı sunmak; beraber oluşturacağımız bir topluluk için zemin yaratmak için varız. Ne Yapıyoruz? Demode, yaratıcı bireylerin seslerini duyurmalarını ve kendilerini özgürce ifade etmelerini destekler. Trendlerden bağımsız, içten ve özgün üretimlerin merkeziyiz. Forumlarımızla fikirlerin buluştuğu, içeriklerimizle yaratıcı ifadelerin okurlar ve üreticiler arasında bağ kurduğu bir köprü oluşturuyoruz. Bireysel yaratıcılığı toplumsal bir dönüşüme bağlayan , ilham veren bir ekosistem olmayı amaçlıyoruz. Demode Takımı Zeynep Timur Kurucu Ortak & İçerik Üreticisi Zeynep, yirmilerinde kendini keşfetme, öğrenme ve sevme yolunda olan bir yazarımız. Bu yolculuğun sadece kendine özgü olmadığını, birçok genç gibi onun da benzer kaygılar ve düşünceler içinde olduğunu biliyor. İlişkiler, gelecek kaygısı, mükemmeliyetçilik ya da yaratıcı bir süreçte kaybolmak gibi dertlerini paylaşarak yalnız olmadığını hissetmekten mutluluk duyuyor. Kendisi, diğer insanlardan ilham alan biri. Çevresindeki sanatçı ve tasarımcılarla besleniyor ve onları keşfederken başkalarına da ilham olmayı hedefliyor. Bu yüzden, röportajları ve sanat dünyasından içerikleriyle Demode'de sıklıkla karşınıza çıkacak. Yaratıcı toplulukların bir araya geldiğinde ne kadar güçlü olduğunu biliyor ve Demode’yi böyle bir alan olarak görüyor. İç mimarlık mezunu olsa da kendini hiçbir zaman tek bir kimlikle sınırlamaktan hoşlanmıyor. Saatlerce YouTube’da ev turu izlemek, arkadaşlarıyla sokakta içmek, orta yaşlı kadınlarla beraber grup pilates derslerinde bulunmak ve hala(!!) One Direction dinlemekten keyif alıyor. Demode’de yazılarını paylaşmak için ise fazlasıyla heyecanlı. Mustafa Çağlak Kurucu Ortak & Kreatif Danışman Mustafa, henüz yirmilerinin başlarında; hem doğduğu topraklardan biraz uzak hem de oraya ait biri. Aynı zamanda mimarlık arka planından geliyor. Mimarlığı kimi zaman daha şiirsel kimi zaman daha literal; ama her zaman toplumsal bir mesele olarak ele alıyor. Bu mesele üzerine çalışmak ise ortaya yeni fikirler atmak ya da yoktan var etme çabasından oldukça uzak. Süreci de ürünü de kendinden öncekilerin yeniden kompozisyonu olarak görüyor. Bunun başlıca metodunu ise sorular sormak olduğunu düşünüyor. Soruların cevabını bulmak için değil; daha soruyu oluştururken düşünce akışında bir hikmet olduğuna inanıyor. "Neler mümkün?" diye merak ediyor. Soru sorduğu alanlar hem maruz kaldığı hem de ilgi duyduğu alanlarından oluşuyor. Bunlar ise mimarlık tarihi, kentsel konular, mimarlık-sanat arakesiti; moda, giyim ve biraz da pop müzikten oluşuyor. Bu şeyleri anlamak için de okumaya, yazmaya, çizmeye, dikmeye ve yapmaya meraklı. İhtimaller havuzunda boğulmamak için, daha pragmatik bir bakış açısıyla: bu alanları ve farklı insanları birleştirerek yeni amalgamlar ortaya koymayı amaçlıyor. Bu ihtimalleri artırabilmek için de burada! Eylül Esmer İçerik Üreticisi Eskişehir’in çok yönlülüğü, sanata açık yapısı ve sokaklarını saran grafitilerle büyüyen Eylül, tasarım yolculuğuna bu kabullenici kültürel çevrenin etkisiyle adım attı. Hikayesine, küçük ama komün bir şehir olan Eskişehir’in sokaklarında başlaması, onun kelimelerle görsel bir bağ kurmasına neden oldu ve bu tutkuyu tipografiyle birleştirerek güçlü hikayeler anlatmaya yöneltti.Sokakların hisleri ve anıları barındırdığına dair inancı, onu bu sanat formuna derin bir şekilde bağladı. Eylül, kelimelerin taşıdığı güce inanıyor ve bu gücü görselleştirerek insana hislerini sorgulatan tasarımlar yaratmayı hedefliyor. Çalışmalarında modern ve geleneksel arasındaki ince çizgide dolanmaktan keyif alıyor ve kültürün zenginliğini araştırarak bu değerleri evrensel bir perspektifle yeniden yorumluyor. Günlük hayatın içinde saklı kalan, fark edilmeyecek kadar küçük izleri parlatmak, onun sanat pratiğinin temel taşlarından biri. Tipografi dışında kolaj, illüstrasyon ve farklı görsel sanat dallarında da çalışmalar yapan Eylül, farklı materyalleri ve teknikleri bir araya getirerek özgün bir disiplinlerarası dil yaratıyor. Her bir projesinde, zıtlıkların uyumundan beslenerek estetik ve anlam arasında bir denge kurmaya çalışıyor. Müzik ve fotoğraflardan ilham alan Eylül, tasarımlarında kişilik, duygular, hisler ve insan üzerindeki etkilerini merkezine alarak, izleyiciyi derin bir düşünsel yolculuğa davet ediyor. Ona göre sanat, yalnızca bir ifade biçimi değil, aynı zamanda insanın kendi içinde gizli kalmış yaralarını sarmanın bir yolu. Tasarımlarında kullandığı bu çok yönlü yaklaşım, her projeye yeni bir hikaye ve derinlik katmayı amaçlıyor. Sanatın dönüştürücü gücünü, sadece bireysel ifadeyle sınırlı bırakmıyor; aynı zamanda izleyiciyi kendi duygularıyla ve anlam arayışlarıyla yüzleştiren bir araç olarak kullanıyor. Her yeni projede, izleyiciyi hem bireysel hem de kolektif hikayelerin bir parçası yapmayı hedefliyor. Bahar Öztürk İçerik Üreticisi Bahar, kökleri mimarlık disiplinine dayanan multidisipliner bir sanatçı. Çalışmalarında, modern ve analog teknikleri bir arada kullanarak müzik, psikoloji ve mekan ile kimlik arasındaki sosyo-politik dinamikleri sorguluyor. Müzik bağımlılığının tehlikeli bir noktaya geldiği bir dönemde, şu an müziksiz hareket edebilmenin yollarını keşfetmeye çalışıyor. Underground müzik sahneleri, sanatının önemli bir ilham kaynağı. Bu sahnelerdeki özgün atmosfer ve sesler, sadece bir izleyici olarak değil, bir yaratıcılık aracı olarak da şekil veriyor. Sinemaya olan ilgisi ise odasından çıkmadığı çocukluk yaşlarında hayatı öğrenme aracı olarak başladı. Sanat pratiği; dışlanmışlık, direnç ve dayanışma gibi temalar üzerinden toplumsal yapıları ve gerçekliği sorguluyor. Fotoğraf, karışık medya ve metni bir arada kullandığı deneysel düzenlemeleriyle, hem bireysel hem de kolektif aidiyetin, özgürlüğün ve görünürlüğün nasıl şekillendiğini yeniden düşünmeye çağırıyor. Bahar, sanatın ve tasarımın gücünü kullanarak, bu yapıları ele almanın ve kendini bulmanın ve ifade etmenin çeşitli yollarını arıyor. Yaratıcı süreçlerinde, geleneksel ve çağdaş sınırlar arasındaki ince çizgiyi zorlayarak, hem içsel hem de toplumsal katmanlarda bir keşif yapmayı hedefliyor. Duru Kanımtürk İçerik Üreticisi Duru, Bilkent Üniversitesi Mimarlık Bölümünden yeni mezun olmuş, potansiyel bir mimar ve "sanatçı"dır. Organik formlu mimariye ve biomimikriye özel bir ilgi duymakla birlikte, asıl tutkusu çeşitli sanat dallarında kendini ifade etmektir. Yağlı boya, akrilik ve kil gibi medyumlarla çalışarak sapmış perspektifler kullanır ve hikayeleştirdiği sahneleri çalışmalarına yansıtır. Bazı kişiler tarafından "iğrenç ve rahatsız edici" olarak tanımlanabilen işleri, çirkinlikteki potansiyeli incelemeyi ve görünür kılmayı amaçlar. Aynı zamanda koyu bir doku istifçisidir. Küçüklüğünden beri çevresindeki dokuları fark eder, onları fotoğraflar ve fiziksel olarak biriktirir. Bu doku koleksiyonu, hem sanatsal üretiminde hem de mimari yaklaşımlarında ilham kaynağı olurken fotoğrafçılık pratiklerini geliştirmesine de katkı sağlar. Duru, modaya da büyük bir ilgi duyar. Maksimalist kombinlerine yakışacak kıyafetler tasarlayarak stilini ifade eder. Yaratım süreçlerinde cesur ve deneysel bir tutum benimseyen Duru, hem izleyiciyi hem de kendini duygusallığa ve sorgulamaya davet eder. Ege Safi İçerik Üreticisi Ege, görsel bir düşünür olarak kendini en otantik biçimde ifade edebilmek için imgesel anlatılara başvuruyor. Ankara merkezli bir fotoğraf sanatçısı olan Ege, öncelikli olarak konsept çekimlere ilgi duyuyor. Fikirlerin zihnine hızlı ve esrarengiz dalgalar halinde geldiğini söylüyor. Bu nedenle, görüntülerin kendisini ondan daha iyi tanıdığına inanıyor. Bu, bir bakıma imgelerin, kişinin özüne en sadık ifade biçimi olduğunu ve hatta kişinin kendisine dürüst olabileceğinden bile daha gerçek olabileceklerini ortaya koyuyor. Ege’nin temel araştırma alanı insan arzusu ve ızdırabı. Yolculuğuna, kendisi üzerinde deneyler yaparak başlıyor. Acı ve neşe hissetmenin benzersiz yollarını kendi üzerinde inceleyerek insan olma halinin bütünselliğine ulaşmayı hedefliyor. Nihayetinde, bireyden yola çıkılarak gidilen her yolun insanlığın evrensel zeminine açılan kapılar olduğunu kendisine ve çevresine hatırlatmayı umuyor. Ege, şu anda Bilkent Üniversitesi’nde Bilgisayar Mühendisliği okuyor. Ancak tutkusu, daha çok görsel sanatsal ifadeye, özellikle konsept fotoğrafçılığına yöneliyor. Sanatsal yolculuğunu, kurgu üretmeye duyduğu yoğun ilgiden dolayı film dünyasında da sürdürmek istiyor. Aras Bayraktar İçerik Üreticisi Akışkan, titiz ve melodramatik. Aras’ı binlerce kelime arasından süzüp çıkarabileceğiniz üç ipucu belki, ama hiçbir zaman tamamı değil. Aslen klişe bir İstanbul, Kadıköylü olarak şu an ODTÜ, Ankara'da endüstriyel tasarım lisansı üzerine çalışıyor. Tipografi meraklısı, alternatif müzik bağımlısı ve kitap kurdu olan Aras, tasarımı, müziği, söz yazarlığını, fotoğrafı, videoyu, kolajı, çizimlerini harmanlıyor ve kendi niş dokunuşunu katıyor. Giydiği her parçada, yazdığı her kelimede, çizdiği her çizgide ve çaldığı her notada bir düşünülmüşlük gizli. Sanatı, müziği ve sözleri -onun gibi bir estet için- adeta diğer uzuvları gibi. Tasarımcı kimliğinden süzülen bir sanat anlayışıyla kuralların etrafında dönmeyi, farklı yöntemleri birbiriyle örtüştürmeyi ve farklı dünyaları bir kolajda toplamayı seviyor. Biçim ve tür kaygısı yok, kalıba koysanız da dökülüyor. Hayatındaki duygusal uçları, toplumdaki uyumsuz hissini kimi zaman piyano, gitar ve sesiyle; kimi zaman sivri ve akışkan formlarıyla tasarımlarında ifade ediyor. Çocukluğundan beri üretim onun gündelik bir refleksi; ancak artık bu üretimi izole alanlardan çıkarıp insanlarla, ilişkilerle ve genişleyen dünya perspektifiyle örmeye çalışıyor. Bu kolaj vari üretim biçimiyle bireysel sesini kolektif hikayeler olarak yankılatmak için geliyor. Deniz Koçak İçerik Üreticisi Deniz, hislerini en iyi yazarak yaşayan ve içini dökmek için sanatı kullanan birisi. İzmir’de doğup büyüdü ama şu anda Hong Kong’da yaşıyor. City University of Hong Kong’da medya ve iletişim, ikinci ana dal olarak da uluslararası ilişkiler okuyor. Medyaya olan yoğun ilgisiyle beraber dünyada yaşananların farkında olmanın ve olanlar hakkında ses çıkarmanın önemini anlayan biri, bu sebeple de sanatına önemli bulduğu konuları katmayı amaçlıyor. Önceden yazdığı yazılar genellikle izlediği diziler ve filmlerle alakalı, bu tip içeriklerin daha büyük küresel sorunlarla olan bağlantılarını analiz etmek onun çok ilgisini çekiyor. DEMODE için yarattıklarının daha kişisel ve sanatsal içerikler olmasını istiyor, genelde deneme yazmaya alışkın olsa da artık minik “zine” gibi kitapçıklarda hem yazı yazıp hem de görseller kullanıp kendi hislerini en iyi şekilde anlatabilmeyi hedefliyor. Ona ilham veren şeyler hayatta yaşadıkları; yani genelde aşk, kaybedilen arkadaşlıklar, hayaller, büyüme sancıları, depresyon, yalnızlık, kimlik sorunları gibi herkesin ilişki kurabileceği ama konuşmaktan da bazen çekindiği konular. Yarattıklarında da ana hedefi kendi deneyimlerinin sansürsüz bir tasvirin göstererek onunla aynı hisleri paylaşan insanların yalnız olmadıklarını anlayabilmelerini sağlamak. Zeynep Timur Kurucu Ortak & İçerik Üreticisi Zeynep, yirmilerinde kendini keşfetme, öğrenme ve sevme yolunda olan bir yazarımız. Bu yolculuğun sadece kendine özgü olmadığını, birçok genç gibi onun da benzer kaygılar ve düşünceler içinde olduğunu biliyor. İlişkiler, gelecek kaygısı, mükemmeliyetçilik ya da yaratıcı bir süreçte kaybolmak gibi dertlerini paylaşarak yalnız olmadığını hissetmekten mutluluk duyuyor. Kendisi, diğer insanlardan ilham alan biri. Çevresindeki sanatçı ve tasarımcılarla besleniyor ve onları keşfederken başkalarına da ilham olmayı hedefliyor. Bu yüzden, röportajları ve sanat dünyasından içerikleriyle Demode'de sıklıkla karşınıza çıkacak. Yaratıcı toplulukların bir araya geldiğinde ne kadar güçlü olduğunu biliyor ve Demode’yi böyle bir alan olarak görüyor. İç mimarlık mezunu olsa da kendini hiçbir zaman tek bir kimlikle sınırlamaktan hoşlanmıyor. Saatlerce YouTube’da ev turu izlemek, arkadaşlarıyla sokakta içmek, orta yaşlı kadınlarla beraber grup pilates derslerinde bulunmak ve hala(!!) One Direction dinlemekten keyif alıyor. Demode’de yazılarını paylaşmak için ise fazlasıyla heyecanlı. Mustafa Çağlak Kurucu Ortak & Kreatif Danışman Mustafa, henüz yirmilerinin başlarında; hem doğduğu topraklardan biraz uzak hem de oraya ait biri. Aynı zamanda mimarlık arka planından geliyor. Mimarlığı kimi zaman daha şiirsel kimi zaman daha literal; ama her zaman toplumsal bir mesele olarak ele alıyor. Bu mesele üzerine çalışmak ise ortaya yeni fikirler atmak ya da yoktan var etme çabasından oldukça uzak. Süreci de ürünü de kendinden öncekilerin yeniden kompozisyonu olarak görüyor. Bunun başlıca metodunu ise sorular sormak olduğunu düşünüyor. Soruların cevabını bulmak için değil; daha soruyu oluştururken düşünce akışında bir hikmet olduğuna inanıyor. "Neler mümkün?" diye merak ediyor. Soru sorduğu alanlar hem maruz kaldığı hem de ilgi duyduğu alanlarından oluşuyor. Bunlar ise mimarlık tarihi, kentsel konular, mimarlık-sanat arakesiti; moda, giyim ve biraz da pop müzikten oluşuyor. Bu şeyleri anlamak için de okumaya, yazmaya, çizmeye, dikmeye ve yapmaya meraklı. İhtimaller havuzunda boğulmamak için, daha pragmatik bir bakış açısıyla: bu alanları ve farklı insanları birleştirerek yeni amalgamlar ortaya koymayı amaçlıyor. Bu ihtimalleri artırabilmek için de burada! Mert Eren Toptaş İçerik Üreticisi Vizyonların ve duyguların en saf versiyonlarına dokunmaya çalışan Mert, bunu yapabilmek için çeşitli yöntemlere başvuruyor. Bu yöntemlerin hepsinde kendi personasını ortaya koyma gayreti onu disiplinler arası kaymalarda bile bir arada tutuyor. Görsel ve işitsel ögelere olan merakı küçük yaşlara kadar dayanan Mert, bu tutkusunu en başından beri çizimleri, kolajları, heykelleri ve müziği ile hem dijital hem de geleneksel olarak sürdürüyor. Süregelen bu tutkusunu yaşadığı deneyimler ve duygu – düşünce yapısına borçlu olduğunu belirtiyor. Kendisini, çevresini ve yaşantılarını en dürüst biçimde, bazen de olabildiğince vahşi şekillerde, sanatında aktarıyor, bu şekilde kendisini de dünya üzerinde daha derin bir şekilde algılıyor. İzmir’de doğup büyüyor, yaşadığı yerin Akdeniz esintileri ile kendi hayal dünyasının imgelerini kaynaştırarak sisli bir perdeden çoğu yaratım sürecinde bize açıyor. Gece hayatı, ışıklar, erotizm, zıtlıklar, duygusal eğilimler ve hayali bozulmaları derin tonlarla ve canlı renklerle, bazen saf bazen de provokatif bir tutumla bize sunuyor. Eğitimine görsel iletişim tasarım öğrencisi olarak devam ediyor ve bir yandan ilgisini çeken her şeye büyük bir açlık besliyor. Sanatı ve eserleriyle her seferinde kendisinin ve hayatın yeni bir parçasını keşfeden Mert, her defasında daha fazla yaratıcılık ve duygu ile bu platformda karşınıza çıkıyor. Eylül Esmer İçerik Üreticisi Eskişehir’in çok yönlülüğü, sanata açık yapısı ve sokaklarını saran grafitilerle büyüyen Eylül, tasarım yolculuğuna bu kabullenici kültürel çevrenin etkisiyle adım attı. Hikayesine, küçük ama komün bir şehir olan Eskişehir’in sokaklarında başlaması, onun kelimelerle görsel bir bağ kurmasına neden oldu ve bu tutkuyu tipografiyle birleştirerek güçlü hikayeler anlatmaya yöneltti.Sokakların hisleri ve anıları barındırdığına dair inancı, onu bu sanat formuna derin bir şekilde bağladı. Eylül, kelimelerin taşıdığı güce inanıyor ve bu gücü görselleştirerek insana hislerini sorgulatan tasarımlar yaratmayı hedefliyor. Çalışmalarında modern ve geleneksel arasındaki ince çizgide dolanmaktan keyif alıyor ve kültürün zenginliğini araştırarak bu değerleri evrensel bir perspektifle yeniden yorumluyor. Günlük hayatın içinde saklı kalan, fark edilmeyecek kadar küçük izleri parlatmak, onun sanat pratiğinin temel taşlarından biri. Tipografi dışında kolaj, illüstrasyon ve farklı görsel sanat dallarında da çalışmalar yapan Eylül, farklı materyalleri ve teknikleri bir araya getirerek özgün bir disiplinlerarası dil yaratıyor. Her bir projesinde, zıtlıkların uyumundan beslenerek estetik ve anlam arasında bir denge kurmaya çalışıyor. Müzik ve fotoğraflardan ilham alan Eylül, tasarımlarında kişilik, duygular, hisler ve insan üzerindeki etkilerini merkezine alarak, izleyiciyi derin bir düşünsel yolculuğa davet ediyor. Ona göre sanat, yalnızca bir ifade biçimi değil, aynı zamanda insanın kendi içinde gizli kalmış yaralarını sarmanın bir yolu. Tasarımlarında kullandığı bu çok yönlü yaklaşım, her projeye yeni bir hikaye ve derinlik katmayı amaçlıyor. Sanatın dönüştürücü gücünü, sadece bireysel ifadeyle sınırlı bırakmıyor; aynı zamanda izleyiciyi kendi duygularıyla ve anlam arayışlarıyla yüzleştiren bir araç olarak kullanıyor. Her yeni projede, izleyiciyi hem bireysel hem de kolektif hikayelerin bir parçası yapmayı hedefliyor. Ege Safi İçerik Üreticisi Ege, görsel bir düşünür olarak kendini en otantik biçimde ifade edebilmek için imgesel anlatılara başvuruyor. Ankara merkezli bir fotoğraf sanatçısı olan Ege, öncelikli olarak konsept çekimlere ilgi duyuyor. Fikirlerin zihnine hızlı ve esrarengiz dalgalar halinde geldiğini söylüyor. Bu nedenle, görüntülerin kendisini ondan daha iyi tanıdığına inanıyor. Bu, bir bakıma imgelerin, kişinin özüne en sadık ifade biçimi olduğunu ve hatta kişinin kendisine dürüst olabileceğinden bile daha gerçek olabileceklerini ortaya koyuyor. Ege’nin temel araştırma alanı insan arzusu ve ızdırabı. Yolculuğuna, kendisi üzerinde deneyler yaparak başlıyor. Acı ve neşe hissetmenin benzersiz yollarını kendi üzerinde inceleyerek insan olma halinin bütünselliğine ulaşmayı hedefliyor. Nihayetinde, bireyden yola çıkılarak gidilen her yolun insanlığın evrensel zeminine açılan kapılar olduğunu kendisine ve çevresine hatırlatmayı umuyor. Ege, şu anda Bilkent Üniversitesi’nde Bilgisayar Mühendisliği okuyor. Ancak tutkusu, daha çok görsel sanatsal ifadeye, özellikle konsept fotoğrafçılığına yöneliyor. Sanatsal yolculuğunu, kurgu üretmeye duyduğu yoğun ilgiden dolayı film dünyasında da sürdürmek istiyor. Duru Kanımtürk İçerik Üreticisi Duru, Bilkent Üniversitesi Mimarlık Bölümünden yeni mezun olmuş, potansiyel bir mimar ve "sanatçı"dır. Organik formlu mimariye ve biomimikriye özel bir ilgi duymakla birlikte, asıl tutkusu çeşitli sanat dallarında kendini ifade etmektir. Yağlı boya, akrilik ve kil gibi medyumlarla çalışarak sapmış perspektifler kullanır ve hikayeleştirdiği sahneleri çalışmalarına yansıtır. Bazı kişiler tarafından "iğrenç ve rahatsız edici" olarak tanımlanabilen işleri, çirkinlikteki potansiyeli incelemeyi ve görünür kılmayı amaçlar. Aynı zamanda koyu bir doku istifçisidir. Küçüklüğünden beri çevresindeki dokuları fark eder, onları fotoğraflar ve fiziksel olarak biriktirir. Bu doku koleksiyonu, hem sanatsal üretiminde hem de mimari yaklaşımlarında ilham kaynağı olurken fotoğrafçılık pratiklerini geliştirmesine de katkı sağlar. Duru, modaya da büyük bir ilgi duyar. Maksimalist kombinlerine yakışacak kıyafetler tasarlayarak stilini ifade eder. Yaratım süreçlerinde cesur ve deneysel bir tutum benimseyen Duru, hem izleyiciyi hem de kendini duygusallığa ve sorgulamaya davet eder. Bahar Öztürk İçerik Üreticisi Bahar, kökleri mimarlık disiplinine dayanan multidisipliner bir sanatçı. Çalışmalarında, modern ve analog teknikleri bir arada kullanarak müzik, psikoloji ve mekan ile kimlik arasındaki sosyo-politik dinamikleri sorguluyor. Müzik bağımlılığının tehlikeli bir noktaya geldiği bir dönemde, şu an müziksiz hareket edebilmenin yollarını keşfetmeye çalışıyor. Underground müzik sahneleri, sanatının önemli bir ilham kaynağı. Bu sahnelerdeki özgün atmosfer ve sesler, sadece bir izleyici olarak değil, bir yaratıcılık aracı olarak da şekil veriyor. Sinemaya olan ilgisi ise odasından çıkmadığı çocukluk yaşlarında hayatı öğrenme aracı olarak başladı. Sanat pratiği; dışlanmışlık, direnç ve dayanışma gibi temalar üzerinden toplumsal yapıları ve gerçekliği sorguluyor. Fotoğraf, karışık medya ve metni bir arada kullandığı deneysel düzenlemeleriyle, hem bireysel hem de kolektif aidiyetin, özgürlüğün ve görünürlüğün nasıl şekillendiğini yeniden düşünmeye çağırıyor. Bahar, sanatın ve tasarımın gücünü kullanarak, bu yapıları ele almanın ve kendini bulmanın ve ifade etmenin çeşitli yollarını arıyor. Yaratıcı süreçlerinde, geleneksel ve çağdaş sınırlar arasındaki ince çizgiyi zorlayarak, hem içsel hem de toplumsal katmanlarda bir keşif yapmayı hedefliyor. Selin Öztürk İçerik Üreticisi Sanata olan ilgisi çocukluk yıllarında keman, bale ve resimle başlayan Selin, zamanla moda tasarımı ve çizgi romana yönelerek hikâye anlatıcılığına ilgi duymaya başladı. Erken yaşlarda sanatla iç içe olmanın, yeniliklere adapte olma gücünü geliştirdiğine inanıyor. Henüz kendini keşfetme aşamasında olsa da, en emin olduğu şey tiyatro ve müzikale olan tutkusu. Sahne ve prodüksiyon tasarımına büyük ilgi duyan Selin, mekânların anlatısal ve görsel etkilerini araştırarak film, tiyatro ve sahne prodüksiyonları için tasarım ve içerik üretmeye yönelmektedir. Sinematografiye duyduğu derin ilgi, kameranın anlatı gücünü keşfetmesini sağlarken, sanatın toplumu dönüştürebileceğine olan inancı projelerinde en büyük motivasyon kaynaklarından biri. Çalışmalarında hikâye anlatıcılığı, görsel sanatlar ve dijital teknolojileri bir araya getirerek izleyicilerle güçlü duygusal bağlar kurmayı seviyor. Mert Eren Toptaş İçerik Üreticisi Vizyonların ve duyguların en saf versiyonlarına dokunmaya çalışan Mert, bunu yapabilmek için çeşitli yöntemlere başvuruyor. Bu yöntemlerin hepsinde kendi personasını ortaya koyma gayreti onu disiplinler arası kaymalarda bile bir arada tutuyor. Görsel ve işitsel ögelere olan merakı küçük yaşlara kadar dayanan Mert, bu tutkusunu en başından beri çizimleri, kolajları, heykelleri ve müziği ile hem dijital hem de geleneksel olarak sürdürüyor. Süregelen bu tutkusunu yaşadığı deneyimler ve duygu – düşünce yapısına borçlu olduğunu belirtiyor. Kendisini, çevresini ve yaşantılarını en dürüst biçimde, bazen de olabildiğince vahşi şekillerde, sanatında aktarıyor, bu şekilde kendisini de dünya üzerinde daha derin bir şekilde algılıyor. İzmir’de doğup büyüyor, yaşadığı yerin Akdeniz esintileri ile kendi hayal dünyasının imgelerini kaynaştırarak sisli bir perdeden çoğu yaratım sürecinde bize açıyor. Gece hayatı, ışıklar, erotizm, zıtlıklar, duygusal eğilimler ve hayali bozulmaları derin tonlarla ve canlı renklerle, bazen saf bazen de provokatif bir tutumla bize sunuyor. Eğitimine görsel iletişim tasarım öğrencisi olarak devam ediyor ve bir yandan ilgisini çeken her şeye büyük bir açlık besliyor. Sanatı ve eserleriyle her seferinde kendisinin ve hayatın yeni bir parçasını keşfeden Mert, her defasında daha fazla yaratıcılık ve duygu ile bu platformda karşınıza çıkıyor. Selin Öztürk İçerik Üretici Sanata olan ilgisi çocukluk yıllarında keman, bale ve resimle başlayan Selin, zamanla moda tasarımı ve çizgi romana yönelerek hikâye anlatıcılığına ilgi duymaya başladı. Erken yaşlarda sanatla iç içe olmanın, yeniliklere adapte olma gücünü geliştirdiğine inanıyor. Henüz kendini keşfetme aşamasında olsa da, en emin olduğu şey tiyatro ve müzikale olan tutkusu. Sahne ve prodüksiyon tasarımına büyük ilgi duyan Selin, mekânların anlatısal ve görsel etkilerini araştırarak film, tiyatro ve sahne prodüksiyonları için tasarım ve içerik üretmeye yönelmektedir. Sinematografiye duyduğu derin ilgi, kameranın anlatı gücünü keşfetmesini sağlarken, sanatın toplumu dönüştürebileceğine olan inancı projelerinde en büyük motivasyon kaynaklarından biri. Çalışmalarında hikâye anlatıcılığı, görsel sanatlar ve dijital teknolojileri bir araya getirerek izleyicilerle güçlü duygusal bağlar kurmayı seviyor. Eda Sönmez İçerik Üreticisi Eda, resim, piyano ve dansla ilgilenen bir Bilgisayar Bilimleri ve Fizik öğrencisi. Hayali fizik alanında araştırmacı olmak olsa da, resim onun asıl kendini ifade etme biçimi. Küçüklüğünden beri resim atölyelerine katılan Eda, yıllar içinde kendi karakteri ve hayatı gibi resim tarzı da değişen biri. Şu anki isteği, kendini teknik anlamda geliştirmek, olabildiğince farklı materyallerle çalışmak ve bu yolda kendi stilini yakalamak. Canlı nü model dersleri alan Eda, insan vücudunu incelemeyi ve resimlerine konu etmeyi çok sevdiğini fark etti. Uzun süredir çizimlerinin ilham kaynağı insan vücudu, özellikle de kadın vücudu. Resimlerinde, tablolarında ve bazen yazılarında vermek istediği etki, “kadın tarafından kadının anlatımı.” Rüyalarından, kendi deneyimlerinden, hayatından ve çevresindeki insanların hikayelerinden ilham alan Eda, eserlerinde hem geleneksel realist hem de alternatif dokunuşlar kullanıyor. Rüyalarını, düşüncelerini ve duygularını görsel olarak görebildiği tek alan olarak tanımladığından, çoğu resmini uykusu sırasında gördüğünü ve sabah kalkıp eskizle kaydettiğini söylüyor. Son zamanlarda, kendini iyi hissettiği ya da yeni tanıştığı yerlerde geçirdiği anları yakalamak için bir manzara çizimleri serisi üzerinde çalışıyor. Aynı zamanda küçüklüğünden beri klasik bale eğitimi alan ve 18 yaşında eğitmen diploması kazanan Eda, bedenini kullanmanın ve fiziksel ifade etmenin önemine inanıyor. Bir ressam olarak tablolarında hareketi ararken, bir dansçı olarak da eserinin kendi bedeni olduğunu düşünüyor. Dansın, resimlerini şekillendirmede büyük bir rolü olduğuna inanıyor. Partnerli danslarda özellikle Latin danslarına ilgi duyan Eda, en çok salsa ve tango ile bağ kurmuş. Küçüklüğünden beri solfej ve piyano eğitimi alan Eda, bu alanlarda da kendini geliştirmeye devam ediyor. Kendini tek bir meslek veya sanat dalıyla tanımlamak yerine, ilgilendiği tüm disiplinleri kendini ifade etme ve başkalarını anlama aracı olarak görüyor. Hayalinde hem bilim hem de sanat dünyasında yer almak var; birini öbürü olmadan düşünemiyor. DEMODE Takımı Eda Sönmez İçerik Üreticisi Eda, resim, piyano ve dansla ilgilenen bir Bilgisayar Bilimleri ve Fizik öğrencisi. Hayali fizik alanında araştırmacı olmak olsa da, resim onun asıl kendini ifade etme biçimi. Küçüklüğünden beri resim atölyelerine katılan Eda, yıllar içinde kendi karakteri ve hayatı gibi resim tarzı da değişen biri. Şu anki isteği, kendini teknik anlamda geliştirmek, olabildiğince farklı materyallerle çalışmak ve bu yolda kendi stilini yakalamak. Canlı nü model dersleri alan Eda, insan vücudunu incelemeyi ve resimlerine konu etmeyi çok sevdiğini fark etti. Uzun süredir çizimlerinin ilham kaynağı insan vücudu, özellikle de kadın vücudu. Resimlerinde, tablolarında ve bazen yazılarında vermek istediği etki, “kadın tarafından kadının anlatımı.” Rüyalarından, kendi deneyimlerinden, hayatından ve çevresindeki insanların hikayelerinden ilham alan Eda, eserlerinde hem geleneksel realist hem de alternatif dokunuşlar kullanıyor. Rüyalarını, düşüncelerini ve duygularını görsel olarak görebildiği tek alan olarak tanımladığından, çoğu resmini uykusu sırasında gördüğünü ve sabah kalkıp eskizle kaydettiğini söylüyor. Son zamanlarda, kendini iyi hissettiği ya da yeni tanıştığı yerlerde geçirdiği anları yakalamak için bir manzara çizimleri serisi üzerinde çalışıyor. Aynı zamanda küçüklüğünden beri klasik bale eğitimi alan ve 18 yaşında eğitmen diploması kazanan Eda, bedenini kullanmanın ve fiziksel ifade etmenin önemine inanıyor. Bir ressam olarak tablolarında hareketi ararken, bir dansçı olarak da eserinin kendi bedeni olduğunu düşünüyor. Dansın, resimlerini şekillendirmede büyük bir rolü olduğuna inanıyor. Partnerli danslarda özellikle Latin danslarına ilgi duyan Eda, en çok salsa ve tango ile bağ kurmuş. Küçüklüğünden beri solfej ve piyano eğitimi alan Eda, bu alanlarda da kendini geliştirmeye devam ediyor. Kendini tek bir meslek veya sanat dalıyla tanımlamak yerine, ilgilendiği tüm disiplinleri kendini ifade etme ve başkalarını anlama aracı olarak görüyor. Hayalinde hem bilim hem de sanat dünyasında yer almak var; birini öbürü olmadan düşünemiyor. Deniz Koçak İçerik Üreticisi Deniz, hislerini en iyi yazarak yaşayan ve içini dökmek için sanatı kullanan birisi. İzmir’de doğup büyüdü ama şu anda Hong Kong’da yaşıyor. City University of Hong Kong’da medya ve iletişim, ikinci ana dal olarak da uluslararası ilişkiler okuyor. Medyaya olan yoğun ilgisiyle beraber dünyada yaşananların farkında olmanın ve olanlar hakkında ses çıkarmanın önemini anlayan biri, bu sebeple de sanatına önemli bulduğu konuları katmayı amaçlıyor. Önceden yazdığı yazılar genellikle izlediği diziler ve filmlerle alakalı, bu tip içeriklerin daha büyük küresel sorunlarla olan bağlantılarını analiz etmek onun çok ilgisini çekiyor. DEMODE için yarattıklarının daha kişisel ve sanatsal içerikler olmasını istiyor, genelde deneme yazmaya alışkın olsa da artık minik “zine” gibi kitapçıklarda hem yazı yazıp hem de görseller kullanıp kendi hislerini en iyi şekilde anlatabilmeyi hedefliyor. Ona ilham veren şeyler hayatta yaşadıkları; yani genelde aşk, kaybedilen arkadaşlıklar, hayaller, büyüme sancıları, depresyon, yalnızlık, kimlik sorunları gibi herkesin ilişki kurabileceği ama konuşmaktan da bazen çekindiği konular. Yarattıklarında da ana hedefi kendi deneyimlerinin sansürsüz bir tasvirin göstererek onunla aynı hisleri paylaşan insanların yalnız olmadıklarını anlayabilmelerini sağlamak. Aras Bayraktar İçerik Üreticisi Akışkan, titiz ve melodramatik. Aras’ı binlerce kelime arasından süzüp çıkarabileceğiniz üç ipucu belki, ama hiçbir zaman tamamı değil. Aslen klişe bir İstanbul, Kadıköylü olarak şu an ODTÜ, Ankara'da endüstriyel tasarım lisansı üzerine çalışıyor. Tipografi meraklısı, alternatif müzik bağımlısı ve kitap kurdu olan Aras, tasarımı, müziği, söz yazarlığını, fotoğrafı, videoyu, kolajı, çizimlerini harmanlıyor ve kendi niş dokunuşunu katıyor. Giydiği her parçada, yazdığı her kelimede, çizdiği her çizgide ve çaldığı her notada bir düşünülmüşlük gizli. Sanatı, müziği ve sözleri -onun gibi bir estet için- adeta diğer uzuvları gibi. Tasarımcı kimliğinden süzülen bir sanat anlayışıyla kuralların etrafında dönmeyi, farklı yöntemleri birbiriyle örtüştürmeyi ve farklı dünyaları bir kolajda toplamayı seviyor. Biçim ve tür kaygısı yok, kalıba koysanız da dökülüyor. Hayatındaki duygusal uçları, toplumdaki uyumsuz hissini kimi zaman piyano, gitar ve sesiyle; kimi zaman sivri ve akışkan formlarıyla tasarımlarında ifade ediyor. Çocukluğundan beri üretim onun gündelik bir refleksi; ancak artık bu üretimi izole alanlardan çıkarıp insanlarla, ilişkilerle ve genişleyen dünya perspektifiyle örmeye çalışıyor. Bu kolaj vari üretim biçimiyle bireysel sesini kolektif hikayeler olarak yankılatmak için geliyor. Eylül Şimal Toptaş İçerik Üreticisi Eylül, nitelikli bir okur. Okuduklarını sağlam bir zeminde birbirine bağlayabilen, kültürün ve kapitalizmin sürüklediği yerden kendi doğrularıyla köklenmeyi seçmiş biri. İşletme eğitimini tamamladıktan sonra, farklı kurumsal alanlarda çalışma fırsatı bulmuş. Herkesin korktuğu bir hayatın içinde, herkes kadar korkmayarak kendi dünyasını özgür iradesiyle kurabilmiş. Klişelere inanan biri; bu yüzden çevresini insanlar kadar kitaplarla dolduruyor. Hayatın ona sunduklarıyla paralel ilerlerken, nefes alabilmek için üretmeyi seçiyor. DEMODE'deki varlığı; kısa hikayeler, anılar ve kadın olmanın çalkantılı dünyasını kitaplardan aldığı güçle dışarıya aktarabilme arzusuna dayanıyor. Özellikle feminizm, sosyoloji ve psikoloji ekseninde, bu alanların en insancıl noktalarına tutunarak, kendi deneyimleriyle harmanladığı bir ses yaratmaya çalışıyor. Selin Öztürk İçerik Üretici Sanata olan ilgisi çocukluk yıllarında keman, bale ve resimle başlayan Selin, zamanla moda tasarımı ve çizgi romana yönelerek hikâye anlatıcılığına ilgi duymaya başladı. Erken yaşlarda sanatla iç içe olmanın, yeniliklere adapte olma gücünü geliştirdiğine inanıyor. Henüz kendini keşfetme aşamasında olsa da, en emin olduğu şey tiyatro ve müzikale olan tutkusu. Sahne ve prodüksiyon tasarımına büyük ilgi duyan Selin, mekânların anlatısal ve görsel etkilerini araştırarak film, tiyatro ve sahne prodüksiyonları için tasarım ve içerik üretmeye yönelmektedir. Sinematografiye duyduğu derin ilgi, kameranın anlatı gücünü keşfetmesini sağlarken, sanatın toplumu dönüştürebileceğine olan inancı projelerinde en büyük motivasyon kaynaklarından biri. Çalışmalarında hikâye anlatıcılığı, görsel sanatlar ve dijital teknolojileri bir araya getirerek izleyicilerle güçlü duygusal bağlar kurmayı seviyor. Deniz Koçak İçerik Üreticisi Deniz, hislerini en iyi yazarak yaşayan ve içini dökmek için sanatı kullanan birisi. İzmir’de doğup büyüdü ama şu anda Hong Kong’da yaşıyor. City University of Hong Kong’da medya ve iletişim, ikinci ana dal olarak da uluslararası ilişkiler okuyor. Medyaya olan yoğun ilgisiyle beraber dünyada yaşananların farkında olmanın ve olanlar hakkında ses çıkarmanın önemini anlayan biri, bu sebeple de sanatına önemli bulduğu konuları katmayı amaçlıyor. Önceden yazdığı yazılar genellikle izlediği diziler ve filmlerle alakalı, bu tip içeriklerin daha büyük küresel sorunlarla olan bağlantılarını analiz etmek onun çok ilgisini çekiyor. DEMODE için yarattıklarının daha kişisel ve sanatsal içerikler olmasını istiyor, genelde deneme yazmaya alışkın olsa da artık minik “zine” gibi kitapçıklarda hem yazı yazıp hem de görseller kullanıp kendi hislerini en iyi şekilde anlatabilmeyi hedefliyor. Ona ilham veren şeyler hayatta yaşadıkları; yani genelde aşk, kaybedilen arkadaşlıklar, hayaller, büyüme sancıları, depresyon, yalnızlık, kimlik sorunları gibi herkesin ilişki kurabileceği ama konuşmaktan da bazen çekindiği konular. Yarattıklarında da ana hedefi kendi deneyimlerinin sansürsüz bir tasvirin göstererek onunla aynı hisleri paylaşan insanların yalnız olmadıklarını anlayabilmelerini sağlamak. Mert Eren Toptaş İçerik Üreticisi Vizyonların ve duyguların en saf versiyonlarına dokunmaya çalışan Mert, bunu yapabilmek için çeşitli yöntemlere başvuruyor. Bu yöntemlerin hepsinde kendi personasını ortaya koyma gayreti onu disiplinler arası kaymalarda bile bir arada tutuyor. Görsel ve işitsel ögelere olan merakı küçük yaşlara kadar dayanan Mert, bu tutkusunu en başından beri çizimleri, kolajları, heykelleri ve müziği ile hem dijital hem de geleneksel olarak sürdürüyor. Süregelen bu tutkusunu yaşadığı deneyimler ve duygu – düşünce yapısına borçlu olduğunu belirtiyor. Kendisini, çevresini ve yaşantılarını en dürüst biçimde, bazen de olabildiğince vahşi şekillerde, sanatında aktarıyor, bu şekilde kendisini de dünya üzerinde daha derin bir şekilde algılıyor. İzmir’de doğup büyüyor, yaşadığı yerin Akdeniz esintileri ile kendi hayal dünyasının imgelerini kaynaştırarak sisli bir perdeden çoğu yaratım sürecinde bize açıyor. Gece hayatı, ışıklar, erotizm, zıtlıklar, duygusal eğilimler ve hayali bozulmaları derin tonlarla ve canlı renklerle, bazen saf bazen de provokatif bir tutumla bize sunuyor. Eğitimine görsel iletişim tasarım öğrencisi olarak devam ediyor ve bir yandan ilgisini çeken her şeye büyük bir açlık besliyor. Sanatı ve eserleriyle her seferinde kendisinin ve hayatın yeni bir parçasını keşfeden Mert, her defasında daha fazla yaratıcılık ve duygu ile bu platformda karşınıza çıkıyor.

Hepsini Görüntüle
bottom of page