top of page
DEMODE SİYAH LOGO_edited.png

Neye Bakmıştın?

Boş arama ile bulunan sonuçlar

Ürünler (12)

Hepsini Görüntüle

Blog Yazıları (17)

  • hong kong kolaj serisi

    hong konga taşınalı 4 yıl oluyor. hala gezmediğim yerler, tatmadığım deneyimler var burada. artık ikinci evim olan bir yer olmasına rağmen insanlar bana “hong kong nasıl?” diye sorduklarında nasıl cevap vereceğimi bilemiyorum. o yüzden hong kong’u bir fotoğraf serisiyle anlatmaya çalıştım. farklı kolajlarda şehrin farklı yanlarını yansıtmaya çalıştım. herkesin bildiği ve şehri tanımlayan uzun binalar ve neon tabelaların yanı sıra ayrıca sahip olduğu doğa, plajlar, kültürel alanlar ve sokak sanatlarıyla. birçok yanı var hong kong’un ve hala tanıyabilmiş değilim hepsini.

  • Nilsu Gülbay: Merakı Bir Yönteme Çevirmek

    Nilsu Gülbay’ın çalışmalarıyla ilk karşılaşmam, lokal sanatçılarla yaptığım röportajlara uzun bir ara verdiğim bir dönemde gerçekleşti. Instagram hesabında paylaştığı 10x10 kare kâğıtların üzerindeki çizimler, yapıştırılanlar, dikilenler ve karalananlar, her gün formlarını değiştirerek farklı bir kolaj çalışması olarak ekranımda beliriyordu. 50’e olan geri sayımının, yanlış hatırlamıyorsam 21. gününde, kendimi Nilsu’nun DM kutusunda buldum. “Bayadır bir sanatçı bende bu kadar merak uyandırmamıştı. Söyleşi yapmak ister misin?” Nilsu’yu ortak arkadaşlardan tanısam da yaratıcı kimliği hakkında çok fazla bilgim yoktu. Bu öğrenme ihtiyacıma, söyleşi öncesi yaptığım araştırmalarda Nilsu’nun ne kadar çok işle aynı anda uğraştığını fark etmemle başka bir merak eklendi. Kendisini multidisipliner bir sanatçı ve grafik tasarımcı olarak tanımlayan Nilsu, Bilkent Üniversitesi Grafik Tasarım Bölümü’nde 4. sınıfta okuyor ve bitirme projesi Catcall üzerinde çalışıyor. Kadınlarla yapılan röportajları kolajdan oluşan bir kitapta bir araya getiren bu proje, sözlerin ve yaşantıların kamusal alanı kadınların gözünden nasıl dönüştürdüğünü araştırıyor; duyulmayanları görünür kılmayı amaçlıyor. Akademik uğraşlarının dışında Sofar’da sosyal medya içerik üreticisi, Cross Ink’te ise dövme sanatçısı olarak çalışıyor. Bir şekilde kişisel projelerine de vakit ayırabiliyor. Nilsu Gülbay, Personal Identity Projesi, 2025 Bilkent’te okuduysanız ya da okumuş birini tanıyorsanız, sadece bölümü götürmenin ne kadar tüketici (fiziksel, ruhsal, genel) bir süreç olduğunu bilirsiniz. Bir de bunun üzerine insanın keyif aldığı işlere, projelere ve kendi meraklarına hayatında yer açabilmesi… Bunun “nasıl”ını öğrenmek istiyordum. Belki de bana merak uyandıran ve beni heyecanlandıran çalışma fikirlerinin beynimde yavaş yavaş kurumasına izin verdiğim bir dönemde olduğum için, o noktadan sonra aklımda tek bir soru belirdi: Nasıl her şeye vakit, enerji ve motivasyon bulabiliyorsun? Kendine Ait Bir Yer Bulmak Nilsu’nun yaratım sürecinin izleri, çocukluğunda biriktirdiği kâğıt parçalarını, yaprakları ve objeleri defterine yapıştırmaktan keyif almasına kadar gidiyor. Ama bu ilginin bugünkü hâline yaklaşması, üniversitede Uluslararası İlişkiler bölümünden Grafik Tasarım bölümüne geçişiyle yoğunlaşmış. “Açıkçası üniversitenin ilk başlarında biraz kendimi kayıp hissettim. Bir yandan da sürekli aklımda ‘Acaba tasarım yapsam nasıl olur?’ gibi düşünceler vardı.” Tasarımcı olabilmek için çizim yapabilmesi gerektiğini düşünerek resim kurslarına katılmış. Bölüme geçince ise çiziminin yalnızca teknik bir beceri değil, bir iletişim aracı olarak kendini var ettiğini fark etmiş. Kavramsal düşünmek, hikâye anlatmak, elindeki materyallerle kompozisyon kurmak, kâğıttan heykeller yapmak ve defterlerinde kolajlar oluşturmak zaten hayatında var olan yaratıcı pratiklermiş. Grafik tasarım eğitimi, ona bu üretimlerin içindeki kararları ve tasarım elementlerini daha bilinçli görme alanı açmış. Aynı zamanda, yaratıcı bölümlerin çoğunda hissedilen o akademik dünya ile gerçek hayat arasındaki geniş köprüyü de erken fark etmiş: “Bir yandan temel tasarım dersinde tasarım temellerini öğreniyoruz, bir yandan da iş hayatına bakınca senden her şeyi yapmanı bekliyorlar. Web tasarımından videoya kadar çok yönlü bireyler bekleniyor.” Ve devam ediyor: “Ben de bunların arasında kendime uygun bir yer nasıl bulabilirim diye düşündüm.” İçgüdüsünü dinleyerek geçtiği bu bölümde, kendine ait bir alan bulma arayışı Nilsu’yu çocukluğuna geri götürmüş. Neyin değerli, başarılı ya da mantıklı olduğunu bize dayatan seslerden önceki zamana. Bir şeyi sırf keyif aldığın için yaptığın, o çocuksu merak ve dertsizlik dönemine. “Çocukken bullet journal yaptığım dönemim bana bir şey hatırlattı. Evet ya, ben kâğıtlarla çalışmayı seviyorum. Bir şeyler seçmeyi, koparmayı, kesmeyi ve onları birleştirmeyi seviyorum.” Bu hatırlamayla beraber, Nilsu’nun çalışmaları analog üretimlere kaymaya başlamış. “Çizim yapmak yerine bir konuyla alakalı konsept düşünüp, araştırmalar yapıp, onların üzerinde üretime girme eğilimindeyim. Bunun üzerinden kendimi besleyince verim aldığımı düşünüyorum.” Bunun üzerine odasının ne kadar eşyalarla, kâğıtlarla, kalemlerle ve yıllardır topladığı materyallerle dolu olduğu üzerine konuştuk. İlham kaynaklarını ve nereden beslendiğini anlatınca, bu doluluk da bir mantığa oturdu. “İnternet arşivlerinde gezmeyi seviyorum ve eski röportajları okumayı.” Eski illüstrasyon kitaplarının olduğu arşivlerden bahsediyor Nilsu. Orada kullanılan ornamental tasarımları incelediğini ve onları “belleğine attığını” söylüyor. Farklı sanatçıların aynı şeyleri nasıl yaptığını araştırmayı, diğer kolaj tasarımcılarının yaratım süreçlerini öğrenmeyi ve uğraştığı medyuma hâkim olmayı seviyor. Bir diğer beslenme kaynağı ise gezileri. Nilsu Gülbay, Morocco, 2026 “Ankara bana yaratmam için gereken konfor alanını sunuyor. Bulunduğum alanın enerjisi, insanların yaklaşım biçimleri ve iletişim şekilleri bana güven veriyor. Ama yeterli değil. O yüzden çok geziyorum. Başka türlü beslenmem lazım ve bunun dijital olmaması gerekiyor gibi geliyor.” Nilsu’nun gezileri yalnızca zihnindeki bellekte kalmıyor; kısa deneysel film ya da vlog formatında sosyal medya hesaplarında da kendine yer buluyor. Arşivlerden beslenirken, bir yandan da başkalarının beslenebileceği bir arşivi kendi oluşturuyor. Okul projesi olarak hazırladığı Vincent: The Taxi Driver isimli karışık medya animasyon çalışmasından bahsederken, Nilsu’nun arşiv ve hafıza ilgisinin iç yüzünü daha iyi kavrayabiliyoruz. Nilsu Gülbay, Vincent: The Taxi Driver, 2026 Başta AI bazlı bir çizgi roman olarak verilen ders projesinde, ne yapay zekâ kullanmak ne de çizgi roman oluşturmak isteyen Nilsu, ödevi kendi yaratıcı kimliğiyle hizalanan bir konsept çalışmaya dönüştürmüş. Çalışma, New York’ta sıradan bir taksi şoförü olan Vincent’ın taksisinde bir yabancıyla karşılaşmasını ve bu yabancının aslında kendi eski hâli olduğunu fark etmesini konu alıyor. “Bir şeyleri hatırlamak gibi konular zaten projelerimde en baskın işlediğim temalar. Hatırlamaktan kastığım, bir şeyleri unutmak istememek. Ve bunu çözebilmek için bir şeyler üretmek.” Hatırlamak, unutmamak, hafıza ve anı gibi kavramlar Nilsu’nun birçok çalışmasında kendini gösteriyor. Bunlardan biri de yine görsel markalaşma üzerine bir okul projesi kapsamında yarattığı ürün ve onun reklam filmi: Oblivion. Nilsu’nun yarattığı marka Oblivion, anı arşivi olarak kullanılabilecek bir ürün üretiyor. Kullanıcının istediği anıları kaydeden ve kişinin bunları tekrar yaşamasına olanak sağlayan bu teknoloji, ilk başta bir Black Mirror bölümünden çıkmış gibi duyulsa da Nilsu’nun konuya yaklaşımı sayesinde başka bir yere yaklaşıyor: çocukken anneannenin yazlığında geçirdiğin, ağustos böceklerinin hiç susmadığı, karpuz kokulu sıcak yaz akşamlarının enerjisine. Nilsu Gürbay, Oblivion, 2026 “Geçmiş-gelecek paradoksu oluşturmak istedim. Çünkü hem gelecekteki benim şu anki bana faydası yok, hem de geçmişteki benim. Aslında onlar birbirinden beslenen şeyler değil. Onlar oluşuyor ve süreç içinde sadece onları gözlemleyebiliyorsun.” Bunu ilk başta mantığıma oturtamadım. Nasıl faydası olmayabilir? Birbirlerinden etkilenmiyorlar mı? Geçmişte aldığımız kararlar, yaşadığımız deneyimler şu anki bizi oluşturmuyor mu? Bağlantılı bir şekilde, şu an yaşadıklarımız da gelecekteki hâlimizi kurmuyor mu? “Tabii ki geçmişteki benim şu anki kararlarıma etkisi var,” diye devam ediyor Nilsu. “Ama onun üzerinden karar vermenin bir faydası yok diye düşünüyorum.” Sonrasında yaptığı açıklamada, bir süredir kendimde de gözlemlediğim ve anlamaya çalıştığım bir probleme değiniyor: “Gelecek hakkında çok obsesif olduğumu fark ettiğimde düşündüğüm şey şu oluyor: Gelecek olacak diye düşündüğüm bir şey var, ama şu an olan da var. Şu an yaşıyorum ben. Gelecekteki zaten oluşacak, geçmişteki de oluştu. Şu an oluşmakta olana odaklanmak. Onu gözlemlemek.” O anki “Nilsu”yu, o anki “Zeynep”i yaşatmak ve deneyimlemek yerine, ulaşılamaz bir “ben” idealinin peşinden koşmak sadece bu kuşağa özel mi bilmiyorum. Ama çok sık kendini var eden bir durum olduğu kesin. İşin ironik tarafı, bu ideal benlerin çoğu zaman kişilerin kendi arzularından, hayallerinden ve hedeflerinden değil; sosyal medya, aile ve normlar tarafından dayatılan başarı, güzellik ve yeterlilik algılarından oluşması. “Gelecekteki ben idealist bir ben olmalıymış ve mükemmel olmalıymış hissiyatına girince de çok geriliyorum,” diyor Nilsu. “Çünkü ben hiçbir zaman öyle olmadım.” O bize ait olmayan idealin peşinden koşarken, olduğumuz yerin tadını çıkarmıyoruz. “Focus on the journey, not the destination” gibi Pinterest cümleleriyle sürekli duyduğumuz basit bir mantık bu belki. Ama insan unutuyor. Heyecan duyduğun için hedeflediğin bir amaç ile kafanda yarattığın ideal benin “olması gerektiğine” inandığın için kovaladığın bir hedef arasındaki fark, bu meşgul dünyanın sesleri arasında kolayca bulanıklaşabiliyor. Burada belirginleşen şey, Nilsu’nun yaratıcı kimliğinin hazır bir yere yerleşmekten çok, kendi çalışma biçimini zamanla tanıyarak kurulması. Başta kayıp hissettiği yerden, neyi sevdiğini, neyle düşünebildiğini ve hangi ritimde üretebildiğini fark ettiği bir alana doğru ilerliyor. Bu yüzden onun pratiği, dışarıdan bakıldığında çok yönlü ve dağınık görünebilecek birçok uğraşı aslında oldukça kişisel bir hatta topluyor: kendine ait olanı bulmak, onu acele etmeden izlemek ve değişmesine izin vermek. Bir Şeyle Her Gün Vakit Geçirmek “Bu yaptığın kare kolajlar nasıl başladı?” diye soruyorum. Nilsu’yla iletişime geçmemi sağlayan bu çalışmayı daha iyi anlamak istiyorum. “YKS’ye hazırlanırken 10x10 kâğıtlardan yaklaşık 200 tane yaptırmıştım. Flashcard yapmak için.” Üniversiteye geçmesine rağmen kâğıtları atmıyor. Odasında, bir gün yeniden amaçlanacak bir yığın kâğıt parçası ve materyalle beraber duruyorlar. Sonra bir gün düşünüyor: “Burada bayağı kâğıt var ve benim de o kadar günüm var. Her gün bir kolaj yapsam nasıl olur?” Tamamen kendi kendine icat ettiği bir konsept olarak başlayan bu yaratıcı pratiği, ilk başta sabahları yapmaya başlamış. “Sabahları ilk olarak o kolajları yapmak o kadar iyi geldi ki. İşlere veya güne tam başlamadan yaratıcı bir eylemde bulunmak o kadar iyi geliyor ki.” Nilsu’nun bu yaratıcı pratiği bana Julia Cameron’ın Sanatçı’nın Yolu kitabındaki sabah sayfalarını hatırlattı. Bilmeyenler için sabah sayfaları, uyanır uyanmaz el yazısıyla, filtresiz ve akışına bırakarak yazılan üç sayfalık günlük tutma tekniği. Benim de sabah sayfalarını denediğim bir dönem olmuştu. Sabah uyanır uyanmaz, küçük bir çocuğun annesine gününü anlatmasındaki heyecana benzeyen bir aceleyle aklıma üşüşen düşüncelerin kâğıtta yer edinmesinin verdiği rahatlığı çok sevmiştim. Ama bir noktadan sonra bu rahatlığın yerini görev bilinci, yazamadığım günlerde de suçluluk duygusu almıştı. Sonrasında bıraktım. Nilsu da Sanatçı’nın Yolu kitabını okuduğunu ama bu yöntemi birebir uygulamak yerine aynı etkiyi yaratacak başka bir aktiviteye dönüştürerek kendine göre uyarladığını söylüyor. “Yöntemi kendine göre değiştirmedikçe zaten bir şeyin sürekliliğini sağlayamazsın.” Belki de karelerde bu sürekliliği sağlayabilmesinin sebebi bu. Bir yandan, sabah kolaj yaparken verdiği tasarım kararlarının gün içinde tekrar ortaya çıktığını, tasarım sürecini kolaylaştırdığını ve Sofar’daki işlerini hızlandırdığını anlatıyor. “Yetenek, kümülatif bir şekilde gelişen bir şey. İlk yaptığım kareyle 44. kare aynı değil.” Sürekliliğin unutulmuş bir değeri var. Özellikle bugünün hız ve tüketim çağında, herkes hızlı sonuçlu başarılar ararken; sosyal medyada “en hızlı nasıl para kazanırsın”, “nasıl daha çok görüntülenme alırsın”, “spor ve sağlıkta en hızlı sonucu nasıl görürsün” gibi içerikler keşfet sayfalarını doldururken, düzenli ve yavaş sürecin büyüsünü unutuyoruz. İyi şeylerin vakit aldığını ve o vakit geçerken yolun içinde de başka iyilikler biriktiğini de. Nilsu’nun dövme yapmaya başlaması ve şu an Cross Ink’te dövme sanatçısı olarak çalışıyor olması da bu sürekliliğin ne tür kapılar açabileceğine iyi bir örnek. Dövme yapmaya başlamasının dördüncü yılında olan Nilsu’nun bu yaratıcı serüveni, üniversite ikinci sınıfta yurtta kalan bir arkadaşının poke dövme yaptığını görmesi ve “A, neler yapıyorsun?” diye sormasıyla başlamış. Arkadaşı bu sorunun üzerine bir kâğıt çıkarmış, her şeyi detaylıca anlatmış. İğneleri göstermiş, mürekkepleri tanıtmış. Sonrasında Nilsu, ondan aldığı iğnelerle kendine poke dövme yapmaya başlamış. Bir dönem başka bir arkadaşının evine poke dövme için müşteri almaya ve kendi kitlesini yavaş yavaş oluşturmaya başlamış. O noktada belli endişeleri de olmuş. “Bobinli bir makine aldım. Çok yatırım yapmak istemiyordum çünkü korkuyordum. Ya çok para harcarsam ve boşuna giderse diye.” Bir süre sonra dövme stüdyolarını tek tek gezip iş aradığını, ama olumlu sonuç alamadığını anlatıyor. Bu süreçte sürekli ret ile karşılaşmasına rağmen neden devam ettiğini merak ediyorum. “Ben aşırı hırslı bir insanım,” diye cevaplıyor. “Bir şeye başlayınca bırakmak istemiyorum. Hatta çevrenin verdiği cesaret kırıcı şeyler beni daha çok itiyor o işi yapmaya.” Dövme yapmaya devam ediyor Nilsu. Cross Ink’ten “Doluyuz” cevabı almasının tam bir yıl sonrasında gidip tekrar sorduğunda ise… Şu an gidip dövmelenebiliyorsunuz kısacası :) “Genellikle hayatımda farklı dönüm noktaları oluyor ve beklemediğim anlarda karşıma çıkan fırsatları iyi değerlendirdiğimi düşünüyorum.” Cross Ink’e girdiğinde, yazının her gün orada geçtiğini söylüyor. “Bir şeyin içine girmek için zaten her gün onunla vakit geçirmen lazım.” Nilsu’nun üretimlerinde tekrar eden hareket bu: önce merak etmek, sonra denemek, sonra korkuya, reddedilmeye ya da aksayan günlere rağmen tamamen kopmamak. Zamanla pratik, dışarıdan ulaşılacak bir hedef olmaktan çıkıp insanın içinde hareket etmeyi öğrendiği bir alana dönüşüyor. Nilsu’nun “her gün onunla vakit geçirmek” dediği şey de belki tam olarak bu. Gizli Formül? “Tam zamanlı grafik tasarım öğrencisisin, bir yandan Sofar ve Cross Ink’te çalışıyorsun ve hâlâ kendi yaratıcı projelerinle uğraşabiliyorsun. Bunların hepsine nasıl zaman ve enerji ayırabiliyorsun?” diye soruyorum. Dürüst olmak gerekirse, öyle bir cevap bekliyordum ki hayata bakışımı tamamen değiştirsin. Beni bir süredir ertelediğim işlerin başına oturtsun; sürekli ürettirsin, yarattırsın, araştırtsın. Limitless filmindeki uyuşturucuyu düşünün, ama fiziksel bir formda değil. Sanki herkesin bildiği ama bana söylenmeyen bir gerçek varmış ve Nilsu’nun cevabı bu saklı gerçeği ortaya çıkaracakmış gibi bir umutla sormuştum aslında bu soruyu. Evet, bunları yazarken beklentimin ne kadar gerçek dışı olduğunun farkındayım. Ama daha önce bahsettiğim hız kültürünün içinden biri olarak, çabuk ve acısız bir sonuç istiyordum. “Meşguliyeti çok seven bir insanım ve bu meşguliyetleri biraz da kendim oluşturuyorum,” diye cevaplamaya başlıyor Nilsu. Kafamda bir liste oluşturduğumu fark ediyorum. Bir: Kendini meşgul tut. “En büyük şeylerden biri, bir şeye başlarken veya yaparken kendimi yargılamamaya çalışıyorum. Çünkü yargılarsam başlayamıyorum.” İki: Kendini yargılama. “Çocuksu merak dediğimiz şeyi içselleştirmeye çalışıyorum. ‘Bunu yaparsam ne olur? Bunu böyle yapsam neler olur? Bunu her gün yapsam nasıl bir sonuca ulaşırım?’” Üç: Çocuksu merakı içselleştir. Aslında biraz yaşamı dikte etmek ve sonuçları kontrol etmeye çalışmak yerine, olmasına izin vermek gibi. Önceden varsayımlarda bulunup daha bir şeyleri deneyimlemeden yargıya varmak yerine, süreci gözlemleyerek ilerlemek. “Mesela her gün yaptığım kolajlar da buna benzerdi,” diye devam ediyor Nilsu. “Kolaj da klişeleşti, herkes yapıyor gibi geliyor ama ben biraz daha kafamda eğlenceli hâle getirmeye çalışıyorum. Hepsini o şekilde halledebileceğimi düşünüyorum. Ama bazen de bu kadar yaratıcı işin içinde çok hızlı bir şekilde burnout’a gidebiliyorum. Biraz onun dengesini bulmak da lazım.” Dört: Dengeyi bul. “Hâlâ zorlanıyorum bu arada,” diye ekliyor Nilsu. Dengeyi sağlamak için belli ritüelleri olduğunu ve bu sayede kafasını boşaltabildiğini anlatıyor. “The Vampire Diaries izlemek mesela. Ya da bizim evin bahçesine inip örgü örmeyi seviyorum. Ya da The Vampire Diaries izlerken örgü örmek.” Beş: The Vampire Diaries izlemek? “Sen de izliyor musun?” diye soruyor Nilsu bana. Bu noktadan sonra söyleşi kısa bir kesintiye uğruyor, çünkü hararetli bir şekilde The Vampire Diaries dedikodusu yapıyoruz. Söyleşinin hâlâ devam ettiğini hatırladıktan sonra soruyorum: “Burnout’un önüne nasıl geçebiliyorsun?” “Stres atmamı sağlayacak şeyler yapıyorum. Mesela düzenli spora gidiyorum. Çalışırken birdenbire kalkıp yemek yapmaya başlıyorum. Odamda bir şeylerin yerini değiştiriyorum.” “Aslında dikkatimi bir şeye topluyorum, sonra başka bir şeye yönlendiriyorum. Sürekli dağıtıp topluyorum gibi.” Beş (revize): Kafa boşaltan ve stres attıran ritüeller edin. Son olarak, bu kadar işi yapıp tamamen tükenmemesinin belki de en önemli sebebini söylüyor: “İçlerinden birini gerçekten seviyor olmam.” Sanırım beklediğim cevap, beni bir anda daha disiplinli, daha üretken, daha organize bir insana dönüştürecek gizli bir formüldü. Ama Nilsu’nun anlattıkları bunun tam tersine, daha az sert ve daha yaşanabilir bir yere çıktı. Bir şeyi yapabilmek için önce kendini yargılamadan başlayabilmek, merakı sonuçtan önceye koyabilmek, dağıldığında yeniden toparlanacak kendi ritüellerini tanıyabilmek ve bütün bunların arasında gerçekten sevdiğin şeye tekrar dönebilmek. Nilsu’nun “nasıl hepsini yapıyorsun?” sorusuna verdiği cevap, aslında hepsini kontrol etmekten çok, hepsinin içinde kendine nefes alacak bir alan açabilmek gibi duruyor. Kapanış Nilsu ile bu söyleşimizin üzerinden dört ay geçti. Onun hikâyesi ve hayata yaklaşımı hakkında konuşmanın beni bu kadar etkileyeceğini açıkçası tahmin etmiyordum. Söyleşiye başlarken aklımda daha pratik bir beklenti vardı: O dönem “çözülmesi gereken problemler” gibi gördüğüm üretmekte zorlanma, vakit bulamama, motivasyon kaybı ve mükemmeliyetçilik hâllerine bir cevap bulmak. Niyetim de benim zorlandığım yerde duran başka insanlarla bu cevabı paylaşmaktı. Ama Nilsu’nun anlattıkları bana net bir çözümden çok, başka bir bakış ihtimali verdi. Yaratıcı blok, başlayamamak, süreklilik sağlayamamak ya da yeterince iyi yapamama korkusu; hepsi birer problem olmaktan biraz uzaklaşıp üzerine merakla gidilebilecek alanlara dönüşmeye başladı. “Problem: Üretememek” düşüncesi yerini başka sorulara bıraktı: Acaba istediğim sıklıkta yaratabilmem için yöntemi nasıl kendime göre değiştirebilirim? Tekrar sabah sayfalarına başlasam bu yaratım sürecimi nasıl etkiler? Dinlenme saatimde TikTok izlemek yerine sahil kenarında yürüyüşe çıksam, uğraştığım işe yaklaşımım değişir mi? Sanırım Nilsu’nun bahsettiği çocuksu merak tam da burada devreye girdi. Fark etmeden, ben de problemleri çözülmesi gereken sabit şeyler gibi değil, denenebilecek ihtimaller gibi görmeye başladım. Bilinçaltımız bazı konuşmaları biz fark etmeden alıyor, saklıyor ve zamanla başka bir yerde yeniden karşımıza çıkarıyor galiba. Söyleşiden sonraki süreçte Nilsu ile karşılaşmalarımız ve konuşmalarımız da bu düşünceyi güçlendirdi. Anlama, anlamlandırma, üretme ve yeniden deneme hâlinin hiçbir zaman tamamlanmış bir yere varmadığını; sürekli değişen, genişleyen ve bazen sadece içinde kalınması gereken bir süreç olduğunu hatırlattı. Bu yüzden söyleşinin başındaki soru artık bana biraz farklı geliyor. Mesele yalnızca “Nasıl her şeye vakit ve enerji bulabiliyorsun?” değil. Belki daha çok şu: “Bütün bunları nasıl keyifli, sürdürülebilir ve sana ait kılabiliyorsun?” Nilsu’nun pratiğinin en güçlü tarafı da burada duruyor; üretimi ulaşılması gereken bir performans gibi değil, her gün yeniden denenebilen bir alan gibi kurmasında. Geriye de bazen sadece o alanın içine girmek, biraz merak etmek ve sürecin kendisini fazla sıkmadan izlemek kalıyor. NOT: Lokal sanatçılarla bu söyleşileri yapmamın ve paylaşmamın en büyük amacı, beyaz küp sanat anlayışının dışında, kariyerlerinin henüz başında olan ve bize daha yakın duran insanların üretimlerine nasıl yaklaştığını daha yakından anlayabilmek. Ne tür problemlerle karşılaşıyorlar, bunlarla nasıl baş ediyorlar, hangi değerler ve inançlar etrafında üretmeye devam ediyorlar? Bu konuşmaların bir conversation spark yaratmasını; bana ilham ve motivasyon olduğu gibi sana, okura da bir yerden temas etmesini umuyorum. <3 Daha Fazla Nilsu: Kişisel IG: @organicello Dövme IG: @ar4mtt Portfolio: https://nilsugulbaydesign.myportfolio.com/work

  • FANZİN01: DİLEMEK

    dilemek(eylem): (01) bir şeyin yerine getirilmesi isteğinde bulunmak, yapılmasını istemek. (02) biri için dilekte bulunmak. (3) kendi düşünce, görüş ve isteğini yapmak. sanatçılar(sırasıyla): aras bayraktar - diledim deniz koçak - yeni yıl. yeni ben. ege safi - god soup (being 2) selin öztürk - diliyorum ki mert eren toptaş - undismorphia zeynep timur - dil???lendirmek

Hepsini Görüntüle

Diğer Sayfalar (11)

  • Zemin | DEMODE

    Yeni içeriklerimiz yakında seninle! BİZİ INSTAGRAM'DA TAKİP EDİN!! @wix Load more BİR PLATFORMDAN DAHA FAZLASI Burası, Türkiye’nin genç yaratıcıları için fikirlerini özgürce paylaşabilecekleri güvenli bir topluluk ve ifade alanıdır. Demode, bu alanı seninle birlikte şekillendirerek yaratıcılığını serbest bırakman için bir ZEMİN sunar. Daha fazlası? BİZİ INSTAGRAM''DA TAKİP ET!! @wix Daha Fazla Yükle

  • Demode | Bir Platformdan Daha Fazlası

    Demode, içerik paylaşım platformundan fazlası: yaratıcı bireyler için topluluk ve ilham alanı. Sen de keşfet, birlikte şekillendirelim! Geliyoruz. Gelmekteyiz. Yoldayız. Bir Platformdan Daha Fazlası Biz çok heyecanlıyız. Ya sen? Geliyoruz. Gelmekteyiz. Yoldayız.

  • İletişim | DEMODE

    Bize Ulaşın!! Ad Soyad* Email* Mesaj* Telefon Gönder Bize Ulaşın!! Ad Soyad* Email* Mesaj* Telefon Gönder Haber Bültenimize Abone Olun! Yeni içerikler, özel etkinlikler ve ‘Bu Hafta Ne Kaçırdın?’ özetleri doğrudan mail kutunda. İlk sen öğren, yaratıcı dünyaya bir adım önde katıl! Email* Evet, abone olmak istiyorum! Submit Haber Bültenimize Abone Olun! Yeni içerikler, özel etkinlikler ve ‘Bu Hafta Ne Kaçırdın?’ özetleri doğrudan mail kutunda. İlk sen öğren, yaratıcı dünyaya bir adım önde katıl! Email* Evet, abone olmak istiyorum! Submit

Hepsini Görüntüle
bottom of page